.. bundan istiyorum.
Çürüme
17 ŞubYıllardan sonra ilk kez kan ve idrar tahlili yaptırdım hafta başında. Hem de bu dünyaya gözümü açtığım, tam da annemi, yaşım annemin beni doğurduğu yaştayken kaybettiğim hastanede.
Hastaneleri zaten sevmem , nesini seveceğim ki.. Kokusu, havası, rengi, herşeyiyle insanı ürküten cinsten. Ama Gata’yla olan bağım başka. Sevmeli miyim, nefret mi etmeli bilemiyorum. Tam bir arada, arafta kalma hali.
Ailemin üstünde bir süredir akbaba gibi dolaşan “hastalık” lanetinden benim payıma ne düşeceğini merakla bekliyordum.
Babam bir gün önce doktorun beni bugün arayacağını söylerken içimde garip bir endişe oluştu açıkçası. Korktuğum başıma gelmese de ne yazık ki düşündüğüm kadar da sağlıklı olmadığım ortaya çıktı. Doktorun dediğine göre eğer bir an önce önlem almazsam her an sokak ortasında düşüp bayılabilirmişim. Zira hem anemi başlangıcında, hem de ciddi B12 ve demir eksiliğindeymişim meğersem.
Halbuki anlamam lazımdı, durduk yere halsiz düşmelerimden, ellerimin her daim soğuk olmasından, burnumun yaz-kış akmasından.. Ama konduramıyor işte insan..
En kısa zamanda en son ilkokuldayken popomdan yediğim iğneleri her gün, hem de birkaç ay süreyle, yemeye başlayacağım. Doktor iğnelerin ağır olduğunu ve ilk etapta biraz sarsabileceğini söyledi. Onlar sarsacak nitelikte olmasa dahi ben iğneyi görünce zaten sarsılacağım. Kan revan işleri bana her daim ilkokulda kızılay kolu olma maceramı hatırlatır. İkinci sınıfta yalnızca birkaç hafta süreyle, sınıf arkadaşlarımdan biri dizi kan içinde yanıma gelip yardım istediğinde kusmaya başlamamla son bulan bir macera.
Kan görmek berbat, kansız olmak yine berbat. Kırmızı etle hiçbir zaman sıkıfıkı olamadım, hatta 4 sene boyunca ağzıma bile sürmedim. Ama artık daha çok yemem gerektiği söyleniyor. Ben otobur olmaya çalıştıkça, etobur zihniyetler hayatımı ele geçiriyor.
Bir yaştan sonra kendinize ne kadar iyi baktığınızı düşünürseniz düşünün vücudunuz fire veriyor. Benimkinin bu denli erken yaşta alarm vermesi can sıkıcı tabi..
Neyse bu can-ı sıkıcı mevzulardan sonra sizi okumaktan acayip keyif aldığım bir blogla tanıştırayım: “Meselanın Maceraları”
Ankara’dan kızkardeşimin blogu..
Bir de şu bahsettiğim blogu açtım, eski yazılardan aklıma gelen, gözüme çarpanları derledim, süsledim, yerleştirdim, umarım sıkça güncelleyebilirim. Şu domain işini nasıl halledeceğim henüz bilemiyorum ama..
Son olarak bir haftadır izlemeyi bitiremediğim filmi de yazayım tam olsun. Never Let Me Go Salı gecesi başladım, hala yarısına gelemedim. Yanlış anlaşılmasın film sıkıcı değil, benim uykuya olan bağlılığım sinema sevgimi ezip geçiveriyor, ondan..
Hiç Emil Michel Cioran okudunuz mu ? Ben okumamıştım ama “Çürümenin Kitabı”nda şunları yazmış:
“Kökeninde yıkıma mahkum olmayan hiçbir yeni hayat görmedim şu ana kadar.Her insanın zaman içinde ilerleyip bunalımlı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerini soldurup kendi içine düştüğünü gördüm.”
Okunacak ne çok şey var.. Ama okuyacak adam yok ..
Kime ?
9 ŞubUzun zamandır bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, zihnen.. Dinlenmek için gittiğim konserde bile dinlemekten ziyade düşünüyorsam bir yerlerde bir terslik var demektir.
Zaten az önce bcc’ye koymam gereken insanları kabak gibi cc’ye yerleştirmişim. Rezalet!
Dün gece bir arkadaşım EMI (European Movement International)dan bahsederken ben onu müzik şirketi EMI sanıp muhabbet ettim falan fişman.. Gerçi bu iyi birşey, aklım hala daha çok müzikte
“Aile ziyaretinin ortasına bile iş toplantısı yerleştiriyorsam buna bir dur demek lazım”
diyeceğim ama ..
İpin ucu biraz kaçtı sanki.. Kime, nasıl dur diyeceğim bilmiyorum, diyemem sanırım ?
Hele herşeyin içine kendini atan benken.
2011′de daha düzenli olmam şart. Buna son 5 senedir gmailimde biriken 38226 emaili ayıklamakla başladım. Baktım işin içinden çıkamıyorum, bari sadece 2011′den itibaren gelenler muntazam olsun dedim, ıvırzıvırları ayıkladım. Aynı temizliği iş emaillerinde de yapmam lazım.
Sonracığıma kendime biraz daha ciddi bir websitesi açma kararı aldım, böyle adımı içeren bir domainle, emailiyle bokuyla püsürüyle.. Artık içine hem işle ilgili yazıp çizdiklerimi atarım. Hem de güncel konularla ilgili yazmak istediklerimi. Buranın sevgili günlük hallerini başka yere taşımak istemem..
Geleceğim için ufaktan birtakım başka girişimler de başlattım, ne kadarı tutar, kabul alır henüz bilmiyorum, iyi mi ediyorum ondan da emin değilim ama yapıyorum çaktırmadan.
Ah düşündükçe yapacak çok şeyim var ama yürütecek takatim henüz yok.
Ama böyle de diyip çaktırmadan yürütüyorum ya en büyük yalanım da bu olsa gerek..
Caipirinha
3 ŞubI had this funny night with a Brasilian cuttie-hottie and her boyfriend from Uruguay-which I didnt know at first-. They were friends of a friend. The guy couldnt speak any english. And the girl was translating everything till the moment they saw a cafe on the street named “Agora”. They asked me what the word means, then I explained that it s a greek word meaning blablabla.. And they told that in portuguese it means “now”. Then I said “oh like ahora, in spanish” . After that moment the guy started speakin spanish with me thinking like he saw oasis in the desert .
Then I realized that I totally fucked up with my spanish. Although he thought I was doing pretty well, I didnt feel comfortable at all.
After all that fun I learned that
- moms in Brasil wash their children’s hair with camomile just to make it healthy and blonde
- the traditional drink of Brasil Caipirinha can be made up of sake
- the cheapest way to go to brasil would be via Madrid and the cost is aprox. 2000 TL in return
- the people are so funny and laid back
Manipulation
25 OcaIt s so easy to manipulate people;
to make them believe what you want them to believe,
to make them act how you want them to act,
to make them feel what you want them to feel,
to make them move when/where you want them to move..
What is hard to do is to convinve them that they are manipulated.
You can never do that.
It is easier to close the eyes, cover the ears, shut the mouths up. And not to think.


