sen beni tanimazsin
severim de soylemem
sen beni uzak sanirsin
bilirim soz dinlemem
sen beni tanimazsin
severim de soylemem
sen beni uzak sanirsin
bilirim soz dinlemem
Yıllardan sonra ilk kez kan ve idrar tahlili yaptırdım hafta başında. Hem de bu dünyaya gözümü açtığım, tam da annemi, yaşım annemin beni doğurduğu yaştayken kaybettiğim hastanede.
Hastaneleri zaten sevmem , nesini seveceğim ki.. Kokusu, havası, rengi, herşeyiyle insanı ürküten cinsten. Ama Gata’yla olan bağım başka. Sevmeli miyim, nefret mi etmeli bilemiyorum. Tam bir arada, arafta kalma hali.
Ailemin üstünde bir süredir akbaba gibi dolaşan “hastalık” lanetinden benim payıma ne düşeceğini merakla bekliyordum.
Babam bir gün önce doktorun beni bugün arayacağını söylerken içimde garip bir endişe oluştu açıkçası. Korktuğum başıma gelmese de ne yazık ki düşündüğüm kadar da sağlıklı olmadığım ortaya çıktı. Doktorun dediğine göre eğer bir an önce önlem almazsam her an sokak ortasında düşüp bayılabilirmişim. Zira hem anemi başlangıcında, hem de ciddi B12 ve demir eksiliğindeymişim meğersem.
Halbuki anlamam lazımdı, durduk yere halsiz düşmelerimden, ellerimin her daim soğuk olmasından, burnumun yaz-kış akmasından.. Ama konduramıyor işte insan..
En kısa zamanda en son ilkokuldayken popomdan yediğim iğneleri her gün, hem de birkaç ay süreyle, yemeye başlayacağım. Doktor iğnelerin ağır olduğunu ve ilk etapta biraz sarsabileceğini söyledi. Onlar sarsacak nitelikte olmasa dahi ben iğneyi görünce zaten sarsılacağım. Kan revan işleri bana her daim ilkokulda kızılay kolu olma maceramı hatırlatır. İkinci sınıfta yalnızca birkaç hafta süreyle, sınıf arkadaşlarımdan biri dizi kan içinde yanıma gelip yardım istediğinde kusmaya başlamamla son bulan bir macera.
Kan görmek berbat, kansız olmak yine berbat. Kırmızı etle hiçbir zaman sıkıfıkı olamadım, hatta 4 sene boyunca ağzıma bile sürmedim. Ama artık daha çok yemem gerektiği söyleniyor. Ben otobur olmaya çalıştıkça, etobur zihniyetler hayatımı ele geçiriyor.
Bir yaştan sonra kendinize ne kadar iyi baktığınızı düşünürseniz düşünün vücudunuz fire veriyor. Benimkinin bu denli erken yaşta alarm vermesi can sıkıcı tabi..
Neyse bu can-ı sıkıcı mevzulardan sonra sizi okumaktan acayip keyif aldığım bir blogla tanıştırayım: “Meselanın Maceraları”
Ankara’dan kızkardeşimin blogu..
Bir de şu bahsettiğim blogu açtım, eski yazılardan aklıma gelen, gözüme çarpanları derledim, süsledim, yerleştirdim, umarım sıkça güncelleyebilirim. Şu domain işini nasıl halledeceğim henüz bilemiyorum ama..
Son olarak bir haftadır izlemeyi bitiremediğim filmi de yazayım tam olsun. Never Let Me Go Salı gecesi başladım, hala yarısına gelemedim. Yanlış anlaşılmasın film sıkıcı değil, benim uykuya olan bağlılığım sinema sevgimi ezip geçiveriyor, ondan..
Hiç Emil Michel Cioran okudunuz mu ? Ben okumamıştım ama “Çürümenin Kitabı”nda şunları yazmış:
“Kökeninde yıkıma mahkum olmayan hiçbir yeni hayat görmedim şu ana kadar.Her insanın zaman içinde ilerleyip bunalımlı bir geviş getirmeyle kendini tecrit ettiğini, yenilenme niyetine de ümitlerini soldurup kendi içine düştüğünü gördüm.”
Okunacak ne çok şey var.. Ama okuyacak adam yok ..
Uzun zamandır bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum, zihnen.. Dinlenmek için gittiğim konserde bile dinlemekten ziyade düşünüyorsam bir yerlerde bir terslik var demektir.
Zaten az önce bcc’ye koymam gereken insanları kabak gibi cc’ye yerleştirmişim. Rezalet!
Dün gece bir arkadaşım EMI (European Movement International)dan bahsederken ben onu müzik şirketi EMI sanıp muhabbet ettim falan fişman.. Gerçi bu iyi birşey, aklım hala daha çok müzikte
“Aile ziyaretinin ortasına bile iş toplantısı yerleştiriyorsam buna bir dur demek lazım”
diyeceğim ama ..
İpin ucu biraz kaçtı sanki.. Kime, nasıl dur diyeceğim bilmiyorum, diyemem sanırım ?
Hele herşeyin içine kendini atan benken.
2011′de daha düzenli olmam şart. Buna son 5 senedir gmailimde biriken 38226 emaili ayıklamakla başladım. Baktım işin içinden çıkamıyorum, bari sadece 2011′den itibaren gelenler muntazam olsun dedim, ıvırzıvırları ayıkladım. Aynı temizliği iş emaillerinde de yapmam lazım.
Sonracığıma kendime biraz daha ciddi bir websitesi açma kararı aldım, böyle adımı içeren bir domainle, emailiyle bokuyla püsürüyle.. Artık içine hem işle ilgili yazıp çizdiklerimi atarım. Hem de güncel konularla ilgili yazmak istediklerimi. Buranın sevgili günlük hallerini başka yere taşımak istemem..
Geleceğim için ufaktan birtakım başka girişimler de başlattım, ne kadarı tutar, kabul alır henüz bilmiyorum, iyi mi ediyorum ondan da emin değilim ama yapıyorum çaktırmadan.
Ah düşündükçe yapacak çok şeyim var ama yürütecek takatim henüz yok.
Ama böyle de diyip çaktırmadan yürütüyorum ya en büyük yalanım da bu olsa gerek..
How on earth this Susan Miller knows what the hack I am gonna do every month! She does really know what I am putting/pushing/trying to put/push myself into.. And I am scared.. Is it also the same for you ?
“You could not wish for a better month to buy a computer, iPad, smart phone, or other electronic device. With four friendly planets in digital Aquarius, it does not get better than this”
“If you are applying to colleges or graduate school, you may have hit the jackpot because this month’s plethora of planets in Aquarius will help you enormously. Not only is the ninth house – where all the energy will be focused this month – all about sending out information, but it is also about taking information in through study in a higher education setting.
In February, you will crave something new to study, discuss, or research. If you want to go back to college, this would be a fine time to call for interviews, or to take qualifying exams. You would do well on either count. This month, cultural activities beckon too, so make it a point to go to art openings, museums, or plays or concerts. You may want to join a book club or consider joining a political organization to support a candidate you believe in for elections coming in November 2012.”
“You may travel near this time of the month too (the full moon, February 18), but if you do, it would be to a place fairly close to home, but because this full moon falls in Leo, the most fun-loving of all signs, you would find this trip delicious fun.”
“Your career is about to get even more exciting by next month! Mars will enter your tenth house of profession on February 22, to stay until March 30. This means everything you do this month will only make your reputation bigger – with a real shot at the big career promotion or new job offer in March. If you think this month is special, wait until March. For sure, March will leave you breathless! Any new position you get will be a big step up. Nothing about the aspects happening now suggests a lateral move – you are going up, up, up, dear Gemini!”
“You may be working on an article for a foreign publication or on a television, radio, Internet, or telecommunications idea. Alternatively, you may be working on a project involving a charity or humanitarian effort. It’s the perfect time to get involved with any of these areas, for you will see amazing progress in February. Pieces of your puzzle will slip into place magically now, so keep your forehead to the steering wheel and keep your eyes on the road ahead.”
Ölümle sınandığını sanırken insan, aslen yaşamın ta kendisiyle sınanıyor.
Yepyeni bir yıl; herşey daha güzel olacak zırvasına kendimizi o denli kaptırıyoruz ki, aslında hiçbir şeyin farklı olmayacağını, farkedenin yalnızca yıllara eklenen +1 olduğunu idrak etmek işimize gelmiyor. Herşeye rağmen varsa yoksa umut!
O umutlu olma hali işte bizi her türlü olumsuzluk karşısında her daim şaşırtmaya, üzmeye, yormaya ve yıkmaya devam ediyor.
Ölümlere alıştım sanıyordum, daha fazla ne yakabilir ki canımı diyordum. En sevdiğim insan yok hayatta, daha ötesi ne olabilir ki..
Ama bakıyorum da bir arpa boyu bile yol alamamışım. Her ölüm benden bir parça almaya daha devam ediyor. Ve bu acılar hiç dinecekmiş gibi gelmiyor.
Ve ben yaşadığımı ancak başkalarının kanını emerek hissediyorum.. Onların ruhu duymuyor ..
“I could paint a picture with a pen
But a song will only scratch the skin
And there are still places I haven’t been
Because I know what’s in there is already in there
There’s truth in the thunder
Love in the lightning, the feeling is frightening
Yeah, isn’t it exciting?
I’m something like stormy weather
If I weren’t we would never
Huddle together, do I have to tell you
That I’m also the sunlight, that shines shortly after?
I just rain cause I have to, on to a new chapter
I wish you lots of laughter
Til the next time you see me
Just remember you need me, I’m the storm coming
Run towards the hills to avoid the high flood
I can do a dance that’ll make the sky cry blood
Skills provoking, and seals to be broken open
All that’s left to do is try my love
I’m singing in the cyclone
I’m writing a raging sea
Searching for a sign of the times
Is it safe to say it’s me?
Listen to our lives
The wind will whisper the way it is
I am going to happen, what a lovely day it is
Don’t ask why
Just live, and, die”
İlber Hoca diyor; ne A ülkesinin, B ülkesinin ya da X şirketinin, Z şirketinin,K partisinin kadrosundan bahsedilebilir. Kadro madro yok. Bütün işleri 3 kişi yürütür. Nedir bu 3 kişinin özelliği;
-Herkesle iyi iletişimi olacak
-Vefa duygusu gelişmiş olacak, sadık olacak
-Dürüst olacak
Asıl dert o üç kişiden biri olmak; 3′in biri olunca diğer iki kişiyi yanına almakta..
Bir insanın ağzından hem bal damlayıp hem de zehir nasıl saçılır ? Hem de aynı kişiye karşı.
Ben akıllanmam anacım..
Sanırım ben bunu daha önce de yaşamıştım.
7 sene önceydi.
Yine üzmüştüm sanırım. Kendimi yine anlatamamıştım.
Ya da o kadar çok anlatmıştım ki. Bir kısmını gerçekten hiiiç bilmemesi gerekiyordu.
Haklıydı.
Evet evet hatırlıyorum da bir insanın hayatından ilk kez bundan tamı tamına 7 sene önce çıkarılmıştım.
Bütün iletişim kanallarını bir anda kesivermişti. Takdir etmiştim içten içe. Son kez hoşçakal diyorum sana dediğinde bile, sırf kendi egomdan, “beni nasıl bırakabilir ki” diye düşünmemden, inanmamıştım.
Halbuki bir daha asla ses çıkarmayacağını bilsem bu kadar rahat olabilir miydim …
Ama haklıydı.
Meraktan gebersem bile arayamadım.
Ancak yakın arkadaşına arada bir “dün gece onu rüyamda gördüm” yalanıyla “nasıl, iyi mi” diye sordum durdum. O da bir gün patladı zaten, ne diye bana sorup duruyorsun, git bul, kendin sor dedi.
O da haklıydı.
İki sokak ötemde oturmasına rağmen o 7 sene içinde yalnızca bir kez karşılaştım. O da metroda. Anlık bir göz göze gelme. Ardından kuru bir merhaba. Sanki o 7 yıl önce hayatımın kırmızı pasaportunu verdiğim, Kızılay’daki metro durağında sarı yön çizgilerinin olup olmadığı gibi ıvır zıvır ama dünyanın en komik geyiklerini yaptığım adam gitmiş; yerine “merhaba”dan başka iletişimimin olmadığı dünyanın bana en uzak insanı gelmişti.
Kesinlikle haklıydı.
Ve yıl 2010.
Aynı boku yedim yine. Üzdüm. Ve hoop “hayatta beni bırakamaz” derken, bir de baktım ki her yerde “Add as a friend” request olmuşum. Bunları yazarken sinirden de gülüyorum hani.
Anlayacağınız bu kez yalnızca gerçek alemde değil sanal alemde de birinin hayatından çıkarılmış oldum.
Demek ki bu kez daha da sıçtım, batırdım. Ya da devir değişti.
Ve işin en acı yanı o da tamamen haklıydı.
Gülüyorum,
Hala sinirden…
Neyse ki bu sefer benim de “remove friend” diyebileceğim mecralar varmış. O çabuk davranmadan ben basayım “enter”a bari…
Çocuklarmışız gibi..
Kendime not:
Yahu ne sanıyordun ki! Ne sanıyorsun kendini! Sen kimsin ki! Nereye kadar katlanılabilirsin? Her ne kadar kendi dünyanın merkezinde baş köşeye kurulmuş olan bitenleri izleyip, kontrol ettiğini sansan da bir tek şeyi unutuyorsun:
Başkaları da kendi dünyalarında tahtlarına oturmuş, seni ve yaptıklarını kontrol edebiliyor. Çünkü onların da ellerinde birer ip var. Sana ses çıkarmamalarının nedeni yalnızca anlık bir büyü. Kendilerine geldiklerinde ipleri tuttukları gibi seni bir güzel tepe taklak ediyorlar.
Kimse affedilmez, unutulmaz, dokunulmaz, kırılmaz ve yıkılmaz değil. Bunu unutmayacaksın!
Fin
Bir sıçışın anatomisini okudunuz sayın seyirciler…