Akşam saatlerinde sokakta attığım her adımda sağıma soluma bakıp endişeyle yürüyorsam bu şehirde yaşamamalıyım diye düşünürüm. Çünkü şehir ne kadar kaotik olursa olsun insanı bir şekilde güvende hissettirebiliyorsa yaşanabilirdir.
Brüksel sırf bu yüzden ne kadar Avrupa’nın kalbi olarak nitelendirilse de benim gözümde yaşanabilir değildir. En azından şimdilik..
Bu gece -ya da dün gece- 5 euroluk girişi olan -normal şartlarda hayatta gitmeyeceğim- bir konser için sırf arkadaşlara ayıp olmasın diye 45 dakika kuyrukta bekledim. Dönüşte tek başıma taksiye bindim, üstüne bir baktım ki 20 euro çaldırmış ya da düşürmüşüm..
Bütün buınlar benim için enteresan sinyaller..
Kasım 17, 2009 at 12:30 am
en büyük derdin bu olsun yahu. türkiye bitti şimdi avrupa şehirleri mi geçiyor elden. hayır o değilde pek havalı pek elit dertler bunlar. şatonuzun bahçesinde ingiliz porseleni fincan takımlarınızda çaylarınızı yudumlarken mrs brown la karşılıklı dertleşiyor muşsunuzda dur şurayada yazayım demişsiniz sanki. pıfff hava atmanın da blog üstünden olanı bu. kasmaya gerek yok bu kadar ya rahat ol.. elitsin, avrupa gördün, çok bilmişsin pıff pıff pıff. ha birde tv ye çıktın
ayyhh şeker seni. ne modern kendi ayakları üzerinde duran, hem çocuksu , hem kadınsı , hem bilgiç, hem duyarlı şirine imişsin. yirim.
Kasım 17, 2009 at 8:23 am
hay allah elimde değil sanırım, çalışıyorum çalışıyorum çalışıyorum ….aralarda da geziyorum tozuyorum eğleniyorum..arada bir de yazıyorum (:
yoruma bayıldım ayrıca..gerçi bu kez mrs brownla değil de mr yurinnle dertleştim ama olsun mrs brownlar da olur (: