Bu akşam annemin en yakın arkadaşının oğlunun, benimse mini mini bir, akıllı ikilikten tanıdığım bir arkadaşımın düğünü gerçekleşti..
Gelinimizin slav ırkından oluşundan mütevellit, düğünün resmi tercümanı olarak orada oraya koşturdum durdum..
Yoruldum ama bir o kadar da mutlu oldum..
Yalnızca anlam veremediğim bir sulugözlülük hakimdi üzerimde.. Gelinin ve damadın annesinin birbirine “sakın ağlamıyoruz” telkinlerini çevirmekle meşgulken bir baktım ki benim gözlerim dolu dolu oluyor..
Herkesin “sıra sende” nidalarına karşın “daha neler” demekle yetinen ve evliliğin yakınından geçmek istemediğimi her fırsatta muhataplarıma dile getirmek için canla başla çaba sarfeden ben, neden böyle fena olduğumu çözemedim..
Belki bacak kadar halini bildiğim o küçük kuntakintenin kazık kadar olup da “dünya evine” -asla anlamını çözemediğim bir kavram- girdiğini görmekten, belki de benim evliliğe ilişkin kuşkuyla karışık korku dolu hislerimin üzerimde yarattığı yükten, gözlerim dolu dolu oldu, ama taşamadı…
Bu da böyle bir anımdı; geldi ve geçti…