Temmuz 2009


sun_bathTatilden döndüğümden bu yana kendimi daha enerjik, daha sağlıklı ve daha güzel hissetmemin nedeni broznlaşmış olmamsa, kışın solaryuma gitmek fikrine her zamankinden daha az muhalif olabilirim..

Model, Anne Bosanko Green (1945).

Yıl 2008 günlerden bugün için buyrun..

İnsanoğlunun daha güzel ve sağlıklı görünmek uğruna kullandığı ve daha sonrasında memnun kalarak bir süre sonra bağımlılık derecesinde satın almaktan vazgeçemediği her türlü ilaç ve kozmetiğe karşı savaş başlatmak istiyorum..

Çil ve güneş lekesi çıkmasın diye kullanılan yüksek faktörlü güneş kremlerine paydos!

Kırışıklık olmasın diye sürülen gündüz ve gece kremlerine de paydos!

Saç dökülmesini önlemek için kullanılan ilaçlara da paydos!

Yağlanmayı önleyici krem ve serumlara da paydos!

Tüm makyaj malzemelerine paydos!

Keşke yani…

Yazın rehavetine kaptırmamalı insan kendini !

Yapılacak o kadar iş varken akıl fikir neden hep eğlencededir?

Cinliktedir?

Herkes otursun yerli yerinde !

Bir zahmet!

beauty_article_narrowweb__300x463,0

“You know it pretty well that I am being a bitchy witch everytime you force me to wake  up when I m asleep, no matter it is  in the middle of the nite or day..

You d better know it man,  I m not gonna change ever…

You should leave me or get over it…

Hanging up the phone doesnt help either of us..” derler adama…

Geçen yıl bugün için buyrun..

man and woman fightingİlişkiler hakkında atıp tutmak, yorum yapmak haddime değil elbette.. Hatta kendisine  en son soru sorulup, danışılacak insan bile olabilirim bu konuda..

Ama eğer bir çift arasında yaşananlar onların dışında ve onlardan tamamen bağımsız insanların sağlığını, huzurunu bozuyorsa, iki kelam etme hakkına sahip olunabilmeli..

Bugün pazar, haftanın en sessiz sakin geçmesi gereken günü, en azından benim bünyem için..

Hele de yoğun ve yorgun bir cumartesi gecesi geçirilmiş ise..

Öğlene doğru uyanıp, güzel bir müzikle güne başlamak, duş almak.. Ama öncesinde birşeyler atıştırmak…

Herşey buraya kadar enfes..

Ta ki, evimizde misafir kalan bir çiftin kavga dövüş gürültüsü ve ardından bu gürültüye karışan cam patlaması ile tüm huzur ve keyfimiz kaçana kadar!

İnsanları birbirine şiddet uygulamaya iten nedenleri malesef aklım alamıyor. Hayır, bağrış çağrışa bir yere kadar eyvallah ama ya evi başımıza yıkmaya kalkmak, hele de misafir olduğunuz bir evi, bu ne demek oluyor! Bu ne cüret oluyor!

Sakin bir insan olduğumu söyleyemem ama bugün gösterdiğim sabra kendim bile hayret ettim…

Evlilik hazırlığı içerisinde olan bu çiftin ardından temizlik yaparken ayağıma cam parçalarının batması ise, “keşke ağzını açsaydın be gökşen, en azından içine dert olmazdı” dedirtti…

Şiddetli geçimsizlik daha yolun başında vuku bulmuşken, “aşk”ı,  ”evde kalmışlık” hissi, “evcilik oynama” merakı uğruna harcamak ne yazık!!

Ne acı!

Type-writer GirlYazı yazabilen genç yaşlı herkese ne kadar da hayran olmaya müsait olduğumu farkettim yine.

Yazı dedimse, öyle benim yazdığım gibi karalamalardan bahsetmiyorum, ya da raporlar, akademik araştırmalar, analizler vs. de değil..

Yazdı mı sizi tam kalbinizden vuran, “işte tam da aklımdan geçen ama elime dilime dökülemeyenin, dökülünce hiçbir anlamı yokmuş gibi gelenin tercümesi buydu” dedirten, içinizi titreten insanlardan bahsediyorum…

Hüznünü,  coşkusunu, öfkesini öyle bir dile getirip, sizi metne kilitleyen, düşündüren, sizi de hüzünlendiren, coşturan ve öfkelendiren insanlar!

Okurken, o uçakların kalkış anındaki ya da arabaların o mini yokuşlardan uçarcasına indiği andaki gibi içinizi hoplatan yazılar yazan insanlar..

Kelimelerle oynayıp, tek başlarına anlamsız olup, bir araya geldiklerinde sizi  anlamların harikalar diyarına  götüren cümleler, dizeler kuran  insanlar onlar!

Sizsiniz yani ya da sen..

Kimbilir..

Ne kadar önemli, değerli olduğunuzu bilin!

Kıskanılıyorsunuz mütemadiyen !

Yetişememekten sıkıldım, yoruldum…

İşe, işte yapılacaklara; eve, ev işlerine, arkadaşlarıma, aileme, sevdiğim adama ve sorunlarına, internete, hızına, getirdiklerine ve götürdüklerine yetişememekten mustaribim..

Yapmak istediklerim çok ama ben azım ya da çok olabilecekken az kalmayı tercih ediyorum…

Ya da yalnızca tatile ihtiyacım var bu rehaveti atmak için üzerimden…

Yine bilemedim..

Geçen sene bugün şunu demişim..

Gelir ucuna gözünün erguvan

Sussun diye beklediğin anda

Uçuverir dokunup dudaklarına

O pembelik, toz pembelik

Biter, gider..

Anlamazsın…

Bu akşam annemin en yakın arkadaşının oğlunun, benimse mini mini bir, akıllı ikilikten tanıdığım bir arkadaşımın düğünü gerçekleşti..

Gelinimizin slav ırkından oluşundan mütevellit, düğünün resmi tercümanı olarak orada oraya koşturdum durdum..

Yoruldum ama bir o kadar da mutlu oldum..

Yalnızca anlam veremediğim bir sulugözlülük hakimdi üzerimde.. Gelinin ve damadın annesinin birbirine “sakın ağlamıyoruz” telkinlerini çevirmekle meşgulken bir baktım ki benim gözlerim dolu dolu oluyor..

Herkesin “sıra sende” nidalarına karşın “daha neler” demekle yetinen ve evliliğin yakınından geçmek istemediğimi her fırsatta muhataplarıma dile getirmek için canla başla çaba sarfeden ben, neden böyle fena olduğumu çözemedim..

Belki bacak kadar halini bildiğim o küçük kuntakintenin kazık kadar olup da “dünya evine” -asla anlamını çözemediğim bir kavram- girdiğini görmekten, belki de benim evliliğe ilişkin kuşkuyla  karışık  korku dolu hislerimin üzerimde yarattığı yükten, gözlerim dolu dolu oldu, ama taşamadı…

Bu da böyle bir anımdı; geldi ve geçti…