Posted by Goksen Asia Jacqueline under
Sevgili Günlük Leave a Comment
Geçenlerde sohbet etmekten hoşlandığım bir arkadaşla iş çıkışında buluştuk. Konu nereden açıldı, nasıl oraya geldi bilemiyorum (aslında elbette biliyorum ,anlatmak istemiyorum) ama ağzımdan mütemadiyen “birilerinin beni sevmemiş olmasına inanamıyorum, beni herkes sever” gibi saçma sapan, bir yeni ergen çocuk cümlesi çıkıverdi. Derdimi, o cümleyle ne anlatmak istediğimi daha kendi içimde idrak edememiş biri olarak, elbette karşı tarafa da anlatamamış olmanın ezikliğiyle, toparlamaya çalıştım ama nafile!
Sonra düşündüm, bazen ne kadar insanı çileden çıkarabilen bir insan olduğumdan, bunun zaman zaman kendimden nefret etmeme bile neden olduğundan bahsettim. Akşamın sonunda kendimden bu kadar çok bahsedip, kendi zihnim ve karakterimde bir arpa boyu yol katedememiş olmam fazlasıyla içime oturdu.. Kendimden sıkıldım…
Herşeyin, herşeyimin bir nedeni var, kimi zaman kendime dahi itiraf etmekte zorlansam da…
Posted by Goksen Asia Jacqueline under Kategorilenmemiş
Leave a Comment
Zor, yorucu bir haftaydı… İş yoğunluğundan ziyade, insanlarla kurulan iletişimin yoğunluğundan… İletişmenin ne kadar zor bir uğraş olduğuna parmak basan her örnek beni hayrete düşürür oldu. Kime inanmalı, ne kadar inanmalı, güvenmeli, ne kadar yalan söyleyip, ne kadar şantaj ve blöf yapmalı ?
Peki tüm bunlar niye?
Realizm sevgili GÇ, realizm…
Posted by Goksen Asia Jacqueline under
Müzik-Sinema-Kitap Leave a Comment
Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi Pandora’nın Kutusu’nun Türkiye galası yapıldı bu akşam, Emek Sineması’nda… Tsilla Chelton’un enfes oyunculuğu dışında, etkileyen herhangi bir yan bulamadığımı itiraf etmeliyim.. Derya Alabora ve Onur Ünsal’ın oyunculukları hayal kırıklığı yarattı.. Ama bıkmak ya da yılmak yok, sevmeye devam…
Bizim kutularımız ne zaman açılacak merak etmekteyim.. Bu arada kutu kutu demişken…
Posted by Goksen Asia Jacqueline under Kategorilenmemiş
Leave a Comment
Yaşça kendinden büyük birine yol gösterici, iş öğretici olmak mıdır insanı sanki yaşça da büyükmüş gibi gösteren;
Yoksa gerçekten yaşça büyük görünüyorsundur da farkında mı değilsindir?
Cevabı herneyse, çok canımı sıktı…
Başkalarının gereksiz asabiyet ve stresi beni yaşlandırdı resmen…
Şeytana uymalı mıyım ki ?
Posted by Goksen Asia Jacqueline under Kategorilenmemiş
[2] Comments
İş yaşamında duygusallığın yerini sorgulamaktayım son zamanda… Kişisel ilişkiler sayesinde elde edilen pozisyonların her türlü baskıya rağmen bırakılamamasına, herşey ortada olduğu halde herkesin üç maymunu oynayıp tüm sorunları göz ardı etmesine, binbir ihtirasa, hırsa, yalana ve ikiyüzlülüğe şahit olmaktayım…
İçinde bulunduğum kurumu ve pozisyonu birebir etkilemese de huzurumun olduğunu söylemek ne kadar doğruyu yansıtır emin değilim. Çevremden yükselen “hakettiğini alamıyorsun” nidaları; mütevazı, kendi halinde ve kendine ait bir hayat kurmak için çabalayan “ben”i giderek yormaya başladı. İleride başıma nelerin geleceğini kestirmek zor ve fazlasıyla can sıkıcı…
Yaptığı işi seven, istediğine sahip olan birinin aklına karpuz kabuğu düşürmek neden, sorarım size…
Rahat bırakılmak istiyorum sanırsam…
Beklemek mi gerek, yoksa başkalarının önerilerine kulak vermek mi ?
Mekanları terketme konusunda gösterdiğim başarıyı insanlar için de gösterebiliyor olsam, hayatım bambaşka bir kulvarda olabilirdi…
Posted by Goksen Asia Jacqueline under Kategorilenmemiş
Leave a Comment
Londra’yı minicik ekrandan dahi olsa izlemek içimi kıpır kıpır ediyor desem abartmış olur muyum ? Zamanında sahip olduğum önyargıları hatırlayacak olursam, abartmakla birlikte saçmalamış bile olabilirim..
Sliding doors’u izledim az önce, hikayenin güzel oluşu bir yana, embankment durağı, southbanke geçen köprü, tipik viktoryen evler, natwest ve daha bir sürü ayrıntı, “düşünmek ve karar vermek için zamanı geldi mi” sorusunu hatırlattı…
Hayatımın ne şekilde devam edeceğini metroyu kaçırmaya, sevgiliyi bir başkasıyla aynı yatakta yakalamaya mı bırakmalı, yoksa elleri kolları sıvayıp başka işlere mi kalkışmalı ? Bilemedim…
Şimdilik “on hold” diyelim..
Posted by Goksen Asia Jacqueline under
Müzik-Sinema-Kitap Leave a Comment
Michael Guillen’in “Dünyayı değiştiren 5 denklem” isimli kitabını okumaktayım şu sıralar.
Matematikle arası hiç fena olmamış, amma velakin diğer doğa bilimleri derslerinden her ne hikmetse hiç hazzetmeyen bir öğrenci ve bir yetişkin olmak kanıma dokunuyor olmalı ki en son ailemi ziyaret için Ankara yollarını arşınladığımda, evdeki kütüphanede dikkatimi cezbeden bu kitabı tüm önyargı ve korkularımı bir kenara bırakarak yanımda İstanbul’a getirdim ve okumaya başladım.
Kitap günlük hayatımızı kalıcı bir biçimde değiştirdiği öne sürülen -ki şahsım tarafından da onaylanan- beş denklemin hem matematiğini hem de öyküsünü anlatıyor. İşin belki de öykü kısmı -yani bu beş denklemin yaratıcısı ünlü bilim adamlarının hayat hikayeleri- çok ilgimi çektiğinden varolan denklemleri algılamak da geçmişteki fen bilimi derslerine oranla daha kolay oldu..
Düşünüyorum, zamanında fen derslerini bana bu şekilde anlatsalardı şu anda nerede, ne iş yapıyor olurdum??
Bu arada ayrılık günleri başlıyor yineyeniyeniden…