Aralık 2008


aw_lexington_avenue

Sırf pop art seviyorum diye, hiç kokusuna bakmadan, kutusunun ve şişesinin şekli,andy-warhol-perfume

renkleri hoşuma gider diye erkek parfümü alan şapşal bir adamı seviyorum ben!

Resmen seviyorum…

ilivetonthemoonmi3

Ayda yaşamayı seçen sen oldun,
Beni dünyada birbaşıma bırakan da,
Tek gerekçen, “benimle orada yapamazsın” oldu..
Denemeden, bir kerecik olsun götürmeden bilemezdim,
Bilemezdin, bilemezdik..
Bilemedik de…
Hiç bilemeyeceğiz belki de…
Sen bana iyilik ettiğini düşünmeye devam edeceksin,
Bense kaçırdıklarımı(zı)n ardından düşünmeye…

Aklıma her geldiğinde dinliyorum, o iniş çıkışları seninle yaşıyorum…
Ağlıyorum…

Senden bana kalan bir tek bu mu olacaktı merak ediyorum

Uzun zamandır farkındayım.. Derdimi, içimden geçirdiklerimi eskisi gibi dökemiyorum yazıya…

Okumaya ve iş için yazı yazmaya haddinden fazla zaman ayırdığımdan mıdır; yoksa giderek daha sıkıcı bir insan olmaya, daha çok içime kapanıp daha çok kendi kendime konuşmaya başladığımdan mıdır bilemedim…

Ama bu hiç hoş değil !

“Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var
Lakin; bir lafa bakarım laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye”

Mevlana

Kimilerine Himi Özkök- İlhami Erdil münakaşasını hatırlatır, bana ise bambaşka kişi ve olayları.. Zihnimin dili olsa keşke !

Hayatın gidişatını seçimler belirliyor, bu gayet net !

Eskiden bu seçimlerin sonuç ne olursa olsun yalnızca “biz”ce ya da “ben”ce belirlendiğini sanar dururdum. Ama şimdi anlıyorum ki hayatın gidişatını zaman zaman ruhumuzun dahi duymadığı, hiçbir biçimde görmediğimiz bilemediğimiz olaylar, kişiler belirliyor.

İşten çıkarılıyoruz, birilerinin bir yerlerde ortaya çıkardığı kriz bize dokunuyor (hiçbir teorik, amprik, akademik veriyi dikkate almadan konuşuyorum) ; veya bizim hiç tanımadığımız ancak patronumuzun yakınen tanıdığı biri işimizi elimizden alıyor…

Sevgilimiz elimizden alınıyor; hiç görmediğimiz duymadığımız birisi bir bakmışız ki çaktırmadan yuvamıza incir ağacı dikiyor…

Okulda dersten kalıyoruz; huyunu suyunu bilmediğimiz ama dersin hocasının ruhsal ve fiziksel dünyasını altüst edebilen bir karakter sayesinde, “1″, yazıyla “bir” puan nedeniyle dersten kalıp, okulu uzatabilip, gelecek hayallerimize elveda diyebiliyor veyahut ertelenmesine seyirci kalıyoruz…

Neden yazıyorum bunları?

Dün akşam benim hayatımın seyrinin şu anda bambaşka bir yönde olmasına neden olan insanlardan birini gördüm. Tanışmadım, tanışmasam da olur zaten…

Yaklaşık yarım saat aynı otobüste karşılıklı cam kenarlarında oturup, camdan birbirimizin silüetlerini süzdük durduk; birbirimizden “gerçekten” habersizmişçesine, birbirimizi “hiç” umursamazcasına, umursamamışçasına…

Garip !

Uzun zamandir hicbir uluslarasi ortamda bu kadar eglenmemis ve bu kadar cok bilgi bombardimanina ugramamistim sanirim. Bruksel kucucuk bir yer, bir kac gunden fazlasi beni ne denli yerimde tutabilirdi bilmiyorum ama her ne kadar kocaman bir odada tek basima kaliyor olsam da istanbuldaki “kucuk” odamda olmayi yeglerdim…

BU denli cok kulturlu bir ortamda gercek flaman ve valonlarla tanismis olmanin gururunu yasiyorum. Ancak gunluk yasamlarini idame ettirebilmeleri adina fransica ingilizce ve flemence ya da dutch’i sular seller gibi konusmak zorunda olan, muhabbete fransizca baslayip birden ayni insanla ingilizce konusmaya devam eden, muhabbeti bambaska bir dille bitiren insanlara sinir oluyorum, kiskaniyorum…

Sanirim fransizcaya daha fazla onem vermeliymisim…

Bugün bilinçli bir vatandaş edasıyla vadesiz hesabımdan çekilen yıllık işlem bedeli sıfatıyla alınan paranın yasal dayanağını öğrenmek amacıyla İş Bankası yetkililerini çileden çıkardım. İstediğimi aldım mı?

Hayır!

İşin ucunu bırakır mıyım?

Asla !

Sözleşmeleri lütfen iyi okuyalım, kredi kartlarına ilişkin ayrıntılı tutar ve komisyon oranlarına karşın, vadesiz hesaplara ilişkin hiçbir ayrıntı yer almıyor ve çekilecek miktarlar gizli tutuluyor. Bu iş böyle olmamalı !

Yarın ilk iş dilekçeyi yollamak !

Tezimden geçmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktayım, hiçbirşey moralimi bozamaz sanırsam. Her ne kadar uçak vize ıvır zıvır işlerle uğraşamayıp Londra’ya kep atmaya gidemeyecek olsam da, biliyorum ki orta-uzun vadede yerleşmeye gideceğim, acısını çıkarırım…

Şaka maka, bu olaylı yaz döneminde tez yazıp mezun olabildiğime göre -her ne kadar ortalamam lisans dönemini aratır derecede olsa dahi- kendimle gurur duyduğumu belirtmeliyim…

Frida’nın otobiyografisini bitirdim bugün. Bu kadar çok kendime ait unsur yakalayacağımı düşünmezdim… Sonumuzun benzememesi dileğiyle..

Ordan burdan şurdan yazasım var, şımardım sanırsam !

Son olarak, bu gece babamla tanıştığındaki surat ifadeni ve kaçışını hiç unutmayacağım sayın ek… Çok güldüm arkandan, haberin ola!