Nisan 2008


-Şey, ingilizce biliyor musunuz?
-Yep !

ve perdeler açılır,
sis bulandırır yüzleri,
nem kaskatı eder vücudu,
dondurur insanı soğuk
sonra bir bakmışız ki
bitmiş !
güpegündüz ortaya çıkan bolluk!

ilk gün(ler) her zaman önemlidir, kıymetini bilmek gerek !

Burada yazılanların olan bitenlerin gerçek şahıslarla ve olaylarla çoğunlukla bağlantısı yoktur diye bir ibare koymayı düşünüyorum, istiyorum da…

İyiyim ben, nokta

Herşey yolunda mı?

Soru bu. Normal şartlarda herşeyin yolunda olup olmadığını bilebilmenin ve akabinde soruya cevap verebilmenin iki ana koşulu var. O “herşey”in kapsamına nelerin girdiğini tespit etmek ve o “herşey”in yolunda olup olmadığı konusunda asgari düzeyde yeterli ve gerekli bilgiye sahip olmak.

Bu durumda diyelim ki o “herşey” kavramına dahil olan hususları tespit ettik ve o hususlar konusunda ayrı ayrı ve birbiriyle bağlantılı asgari ve üstü düzeyde bilgiye de sahibiz. Peki bu durumda gerçekten herşey yolunda olmuş oluyor mu?

Hayır, çünkü çoğu zaman o herşeye dahil olan hususları etkileyen sizin dışınızdaki bir dizi başka özne ve nesne de o “herşey”in “şey”lerini şekillendiriyor, hem de ruhunuz bile duymadan, size duyurulmadan…

Sonuçta “herşey” aslında hiç yolunda olamıyor…Bilemiyoruz..

Kandırıyoruz, kandırılıyoruz, kanıyoruz…

Yetti artık bu iç sıkıntısı, başlasın artık şenlik !

Uykusuz geçen bir gece daha, veyahut sabah mı demeliyim? Sebep?

Belli !

Ne gerek! Ne cüret!

Düşünüyorum.. Az önce okudum seneler öncesini, “bugün”den seneler öncesini . Bachmann’ı hatırlıyorum, diyor ki,
‘…but I had to think long and hard about the Time, since “today” is an impossible word for me, even though I hear it daily; you can’t escape it…’

Bugünden kaçamıyorum, peki ya “geçmiş”, ondan neden kaçamıyorum ? Ya “gelecek”, o neden üstüme üstüme geliyor ?

Kaçacak bir “Yer” olmalı, bu “Zaman”‘dan !

Alkol aldığımızda yaptıklarımızın mazur görülmesini talep edebilir miyiz?

Edebiliyormuşuz !

Peki kabul görüyor mu?

Orası muamma !

Ben de saçmalamak istiyorum…

Sanırım !

Bakıyorum etrafa, odama, odam mı, hayır, odaya… Hiçbir zaman kaldığım hiçbir oda benim olmadı ki, olamadı doğrusu. Benim olduğu maile kabul görse de bence olamadı… Bundan sonra olabilir mi ki!

Tam bir muamma..

Bakıyorum odaya, aylar önce her an değiştirmeyi planladığım, o sebeple duvarlarına tek bir çivi çakmayıp, tek bir poster asmadığım, asamadığım odaya… Ve bir türlü değiştiremediğim, değiştirme cesaretini kendimde bulamadığım; korkaklığım, tembelliğimle yüzleşemediğim, tam yatağımın karşısındaki aynada kendim yerine hergün bir başka ben gördüğüm odaya…

Bakıyorum..

Farkında olmadan havasızlığına, pisliğine, dağınıklığına, o dağınıklığın içindeki düzenine, o düzensiz görünümün içinde her aradığımı bulmama ne denli alışmışım meğersem ! Peki ya üzerini incik boncuklarla doldurduğum, asıl işlevinin çalış(tır)ma masası olması gerekirken bir tuvalet aynası görevi gören masaya ne demeli? Çalış(tır)ma masası yerine yatağı kullanmama, tüm ödevleri, sunumları yatakta hazırlamalara ne demeli? Peki ya yataktan başka oturacak başka bir yerin olmamasına ?

Yatakta kahvaltı yapmanın keyfi olabilir mi benim için bundan sonra, bu denli rutin bir aktivite halini aldıktan sonra? Unutur muyum bu dört duvar arasında düşündüklerimi, yaşadığım ve kendime yaşattıklarımı, mızmızlanıp, sabahlara kadar ağlayıp ardından gülme krizlerine tutulmalarımı? Peki ya kendi kendime verdiğim sıcak şarap partilerini ?

Dillensin duvarlar!

Bavulum bakıyor bana, e hadi toparlan diyor ! Geride bırakmak zorunda kalacaklarım için üzülüyorum. Hayat hep böyle geçiyor, hayatım hep böyle geçip gidiyor… “Kimileri taşınmak zordur, diyor; bense kalmak daha da zordur diyorum”u anımsıyorum, hiç unutamadığımı kendime çıtlatırcasına.. Kalmak mı gitmek mi ikilemi içerisinde kimin kalıp kimin gittiğinin analizine girmeye üşeniyorum, zira ben her seferinde kalan olmuş oluyorum, hep ileride kalan, yani ileriye gidip geride kendini bırakan.. Beden ileride, zihin geride, kalıyor, hep.. Hep mi, evet !

Kelebeklerin her gidişi dönüşü içinde barındırır demişti di mi şair… Sevdiğim.. Dönüyorum, ama biliyorum ki gelecek gibi de oluyorum. Hem dön hem gel, döngel!

Mekanlara ilişkin bağlılığımı eleştirdiğini hatırlıyorum. Unuttum sanmamalısın, unutmuyorum. Doğum gününü kutluyorum sessizce, geçmişteki unutmana saymanı istiyorum bu seneyi.

Korkuyorum..

Dönmeye korkuyorum… Ya herşey değişmişse, ya ben o değilsem, ya sen o değilsen, biz o değilsek, hiç olamamışsak!

Şu hayattaki en boktan duygu güvensizlik olsa gerek… Güvenememek, inanamamak … İşte bu, adama hiç istemediği şeyleri yaptırabilir, hiç aklından geçirmeyeceği…

Kendinden iğrendirir, utandırır…

…daha da kötüsü kendisine yeniltir !

Güvenemiyorsan bitmişsin demektir, bitmişsinizdir !

Bitmiştir…

… bitmeye mahkumdur !

Yaklaşık 48 saattir gözüme uyku, mideme yemek girmemiş olması neden olmuş olabilir mi duvarda kara böcekler görmeme ? Zira öldürmek istediğimde yok oluyorlar !

Anlam veremedim…

Ben eskiden ne güzel yazarmışım… Kurumuşum…

Kurutulmuşum…

Yorulmuşum…

Yahu 1 nisan dün değil miydi ?

Keşke bugün olsaydı… Umudum çok, inancım daha az olurdu…

Sonraki Sayfa »