Mart 2008


giderek daha yorucu olmaya başladı yokuş çıkmak.. taşınma vakti geliyor mu dersiniz? veyahut bir yıldırma politikası mı… yoksa tamamen kondisyon eksikliğim mi?

içim sıkılsa mı sıkılmasa mı… beklesem mi, gitsem mi.. herşey daha zor olur mu? hava güneşli olsa yüzüm daha çok gülmez mi? yüzüm gülse daha az mı içim sıkılır…

biliyorum..

saçma

Dinlemek yok !
Anlamak da!
Peki ya sonra?
Ya o sonra da yoksa ?

Garip… Aslında değil.. Hiçbir şey..

Bilmiyorum diye birşey yok. Hepimiz herşeyi bildiğimiz, neyi neden yaptığımızın çok iyi idrakında olduğumuz halde en çok “bilmiyorum” sözcüğünü belliyoruz. Bilmiyorum- düşünmekten kaçınmanın bir numaralı yöntemi! Tembelliğin altın kuralı! En güzel korunma mekanizması! Dürüstlüğün ardına saklanmış en hin duygu! Nasıl bilemezsin! Herşey ortada! Korkmak niye, ne diye, peki ya kim diye ?

Halbuki herşeyi biliyorsun değil mi? Biliyorsun ama senin bildiğin başkasınınkiyle denk olmayınca olacaklardan endişelisin…

Biliyorum, evet herşeyi biliyorum, bilmek istiyorum, bizatihi bunun için yaşıyorum. Üç maymunu oynamak istediğimde dahi içten içe bilmek istediklerimi düşünüyorum, ya da bilmeyi istediklerimi halihazırda bildiğimi bilmekte oluşumla kendimi oyalıyorum..
Seni de biliyorum… Ve seni her bilişim bir başka korkuma denk geliyor. Canımı yakıyor, canını yakıyor… İşte bundandır sana yaptıklarım, yaşattıklarım, hissettirdiklerim.. Herşeyi bilmek isteyişimden, ya da zaten biliyor oluşumdan..

Dönmeyi düşünüyor musun?
Elbette!
Bu kadar mı çok nefret ediyorsun ?
Hayır o kadar çok seviyorum…

Kime ne yahu, giderim veyahut gelirim. Giderim veyahut hiç dönmem… Laf edecek tek bir insan olabilir, ona da gereken cevap zamanı gelince verilir..

Geleceğimize ilişkin planlar yapmaya başlamak garip, korkutucu…

Başlıyorum yine, önümüzdeki yıl bu zamanlar ne olacak, geçen sene bu zama….

İlişkiler hakkında sürekli “biz” yerine “ben”den bahsediyor olduğum düşüncesine kapılmış olunması ne acı… Düşünülmesi değil aslında acı olan, benim bunu farkedememiş, kendime itiraf edememiş olmam acı..

Sanırım bir savunma mekanizmasi kendimce oluşturduğum.. Ya da tamamen bunu bana düşündüren insanı içine soktuğum boktan halet-i ruhiyenin ona hissettirdikleriyle alakalı..

Bilemedim..

Mayıs sonunu bekliyorum, “ben”e bir hediyem var ! “Biz”e veremeyeceğim cinsten..

Minnie Riperton’dan alalım:

“The reasons for my life are filling all my spaces
Like rushing waters flow, they carry me along
Twisting through my memory to pull free from the load
The reasons for my life are more than I was told
But oh, the sweet delight to sing with all my might
To spark the inner light of wonder burning bright
You’re not alone…”