Eylül 2007


Bana senelerdir lanetli oldugunu soyledin durdun, halbuki simdi dusunuyorum da lanet bendeymis. Kime dokunsam islerinin ters gitmesine neden olan benmisim.. Bu isin sonunu merak ediyorum..

Senden, ondan ve digerlerinden cok ozur diliyorum ve gidiyorum, buralardan, bir sureligine..

Geri donecegim ve umarim o zaman tum bu karmasa sona ermis olacak..

Biliyorum, hic birsey eskisi gibi olmayacak..

Bir kac saat sonra Londra’dan bildiriyor olacagim, en gec seneye bu zamanlar yeniden bu blogda gorusmek uzere.. Oradaki maceralar icin baska bir blog yakinda..

Gizli saklı yapılan işlerden korkacaksın kardeşim !

Gizli saklı buluşmalar,
Gizli saklı yazışmalar,
Gizli saklı anlaşmalar,
Gizli saklı öpüşmeler, koklaşmalar…

İnsanın başını derde sokan hep bu gizlilik hali değil midir?

Ben dilbilgisi derslerinde de, cümlenin öğelerini işlerken en çok “gizli” özneden korkardım. Bu ne idüğü belirsiz şahıs beni binbir şüpheye düşürür, buhrandan buhrana sürükler dururdu.

Ama düşünüyorum da hayatta gizli saklı şeylerden en can yakanı insanın içindeki o “gizli” hırs duygusuymuş. Ne menem birşeymiş, insanın kendine itiraf etmesi bile ne denli uzun sürermiş..

Evet evet bende bu varmış meğersem, doyuma ulaşamazmışım, başarıya doymaz, ne manyak birşeymişim ben yahu.. Korkuyorum kendimden, korkmalıyım da.. Mülayim ve mütevazı olmak istiyorum derken meğersem ben fena bir zata dönüşmüşüm..

Gizli şeylerden korkmak gerek, ben bunu bilir bunu söylerim..

Sevinmeli mi üzülmeli mi ?
Gitmeli mi kalmalı mı ?
İstanbul mu Londra mı ?

Garip bir huzursuzluk, garip bir üzüntü, neden son anda, neden birşeyleri düzene sokuyorum dediğim anda, neden apar topar, neden ben, neden istemiyorum dediğim halde? Kaos teorisine olan inancım ne kadar çabalansa da sarsılamıyor, sadece korkuyorum, güvenmek istiyorum… Daha hiçbir şey bilemiyorum…