Ağustos 2007


Her daim göz önünde olana, herkesin hakkında olumlu izlenime sahip olduğu nesneye, kişiye, fikre, kuruma mı inanmak, onun peşinden koşmak, ona sahip olmaya çalışmak, onun izinde gitmek, ona kapağı atmak mı zorundayız?
Hayır!
Reddediyorum, başka nesnelerde, kişilerde, fikirlerde, kurumlarda başkalarının göremediği “o” tılsımı yakaladığımızı düşünüyorsak onun peşinden gitmeliyiz, tüm o olumsuz izlenime, aşağılamalara rağmen… Devamı gelecektir..

İkilemler, hatta üçlemler içerisinde bir dönem, oldukça zor..

Ankara’mı bu kadar kısa sürede özleyeceğimi düşünmezdim, müstahak bana !

Özgür sanıyorum di mi kendimi, halt etmişim, elim kolum bağlı, hala..

Yine başladı bundan bir sene sonra nerede nasıl olacağım demeler, bir sene önce nasıldım ki diye düşünmeler ..

Anlam veremediğim halde üzerimden atamadığım, rahatsız olduğum halde içindeyken bir nebze sıkıntı hissetmediğim davranış kalıplarını şöyle dolaba atıp üzerine kilit vursam, ne kadar dayanabilirim dersiniz ?

İki gündür bu odaya tıkılıp kaldım, canım sıkılıyor amma velakin mide bulantısının vücudumda bıraktığı o halsizlik hissiyatı sebebiyle tek bir kılımı kıpırdatamıyorum, tam da tatil arifesinde..

Hastalanınca mı aranmak daha mutlu eder insanı, turp gibiyken mi, düşünmekteyim..