Mayıs 2007


Evcilik oynamayı altı yaşımda, ana sınıfındaki yegane erkek arkadaşım, aşkım Aslan’ın kafasını kıskançlıktan yardıktan sonra bıraktım sanırım.. O gün bugündür, cinsi münasebetlerimi kendi gerçekliğimde, kendi koyduğum kurallar çerçevesinde, olayları çok ciddiye almadan yaşamaya çalışmaktayım. Gelin görün ki, meğersem benimle 10 sene geçiren her daim anca beraber kanca beraber dediğim biricik arkadaşım, tek gerçek(!) dostuma hiç huyumdan suyumdan bulaştıramamışım. Bir insan bu kadar mı meyilli olur kardeşim ev(c)lilik oyununa, hm ? Yakında yuvadan uçup gideceğini söyledi, iyi halt ediyorsun dedim..

E bari ben de nişan düğün için en saykodelik ne varsa giyinip, takıp takıştırıp gideyim, belli mi olur belki aklı çelinir, vazgeçer, özüne döner, ne bileyim..

Bok var sanki !

ps:Şaka yahu, bozulma hemen, takıl istediğin gibi, beni nerde bulacağını biliyorsun sonuçta.
Her daim yanıbaşında..


Doğum günü hediyem olsun diye kendi telefonlarından 50şer kontör yollamak için canla başla uğraşan ve hala beceremeyen; aradaki mesafeyi telefondaki şen kahkalarıyla, şapşallıklarıyla, yavaştan yavaştan gelen yaşlılıkları ve şirinlikleriyle dolduran anne babama teşekkür edeyim istedim..

Deli misiniz siz nesiniz yahu, bir canavar yarattınız farkında değilsiniz.. Ama hiç de fena iş çıkarmamışsınız, takdir etmemek elde değil.. Bravo !

“Şu an içinde bulunduğunuz durumdan vazgeçme aşamasındasınız. Çünkü koşullardan hoşnut değilsiniz. Bu durum sizin içinize kapanmanıza neden olacak ve içinizde arkanıza bakmadan herşeyi bırakıp gitme arzusu yükselecek…”

Birazcık “sen”den, birazcık “o”ndan, birazcık “biz”den, eh birazcık da “kendim”den,
Bir tutam buradan , bir tutam oradan , bir tutam da şuradan alıp gideyim, ama arkama bakmadan, zamansız.. Kızsan bana, kızsa bana.. Anlatsam yine, pili biten oyuncak masalını ve hayatımdaki metaforik anlamını..

Geçen gün şirince bir kızımız söyledi, benim derdim “kafa”mla, alıp “baş”ımı gitsem diyorum, adı üstünde mümkünatı yok, diye.. Ben uzlaştığımı sanırken benimkiyle, meğersem ne şaklaban olmuşum karşısında.. Başımı almadan gitsem, ne sana, ne ona, ne buraya, ne oraya haber vermeden, ansızın.. Zaman aksa; ben gelsem; sana, ona, buraya, oraya ve nihayet”kendim”e..


Şımarıklığın doruklarında bir dönem, canım niye acıyor ki ?

“I can fool some of the people all of the time, all of the people some of the time. But I can’t fool all of the people all of the time.”

Di mi ?


Sınırların zorlandığı bir dönem.. Sınırlarımı zorladığım bir dönem.. Sınırlarımın ihlal edildiği bir dönem.. Sınırları ihlal ettiğim bir dönem.. Döne döne dağdan gelen..

Lisans dönemi dersleri benim için gün itibariyle sona ermiş bulunmakta, şaka maka ilim irfan yuvamdan uçuyor muyum ne !

Ankara; mahremim…

Hep öyle kalsın istediğim..

Bugün yakınlarımın gözündeki “ben”le tanıştırıldım ; “öteki”lerime yansıttığım “ben”le… Garip bir duygu, neymişim ben, neler yapmışım, neler yaptırmışım, neler hissettirmişim.. Taktığım maskenin ardındaki asıl “ben”i ne derece saklayabilmişim veyahut ne kadarını görsünler istemişim, -mişim, -mişim…

Halbulki hala öyleyim..

Tanıştığımıza memnun oldum !

Fotoğraf, Gökçe Pehlivanoğlu..