Nisan 2007


Umursamazlığın doruklarında bir dönem; normal -ki post-modern bir edayla algılanması gerektiği taraftarıyım- olanın dışındaki halet-i ruhiyemin nedenleri üzerine odaklanmaya çalışırken bir bakıyorum ki yerle birim; toparlanmak için zaman dar, yapılması gerekenlerse çok.. “Olmadık zaman”larda -ki neyin nesidir bu “olmadık zaman”, “zamansız” kavramları, mümkün değil- “olmadık mekan”larda ortaya çıkan “olmadık insan”lar mıdır yaşamı altüst eden.. Her seferinde altın üst üstün de alt olması kadar basit de olmaz, bir iç içe geçmişlik, “snake in the basket” hali.. Yolun sonu görünmüyor, ışık umudum da pek yok şu sıralar, bir süre daha sislerdeyim.. Peki, söylediğin kadar tehlikeli olabilir miyim ?

Better than drugs, better than smack! better than a dope-coke-crack-fix-shit-shoot-sniff-ganja-marijuana-blotter-acid-ecstasy! better than sex, head, 69, orgies, masturbation, tantrism, kama sutra or thai doggy-style! better than banana milkshakes! better than george lucas’s trilogy, the muppets and 2001! better than emma peel, marilyn, lara croft and cindy crawford’s beauty mark! better than the b-side to abbey road, jimmy hendrix and the first man on the moon! space mountain, santa claus, bill gates’ fortune, the dalai lama, lazarus raised from the dead! schwarzenegger’s testosterone shots, pam anderson’s lips! woodstock, raves… better than sade, rimbaud, morrison and castaneda! better than freedom, better than life!”

Neden bahsediyor olabilir ?

Var mısın ?

Paris Combo’nun Attraction’unu söyleyebilmek için Fransızca öğrenmeyi aklına koyan, Supertramp’in School’unun piyano solosunu çalabilmek için piyano çalmayı öğrenmeyi aklından geçiren birini ne kadar ciddiye alırsınız ki? Ben olsam hiç .iklemem..

İşler yolunda mı gidiyor, yoksa tam tersi mi bilemedim.. Ben aklımdan geçenleri yapmakla meşgulüm, acı tatlı ekşi ne çıkarsa bahtıma..

Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe !

Our spring was wonderful, but the summer is over now.. And we missed out on autumn. And now all of a sudden it’s cold; so cold, everything, everything is freezing.. Our love fell asleep, and the snow took it by surprise..

Başımı sağa çeviriyorum, bir bıçak saplanıyor; sola çeviriyorum bir başka bıçak.. Öksürük desen gani gani.. Ankara havası yaramıyor bana diyorum da inandıramıyorum kimseciklere; şımarıklığıma ve İstanbul sevdama veriyorlar, haklılar sanırsam.. Hayatım boyunca üstüste bu kadar çok hastalandığımı, fazlasıyla nefret ediyor olmama rağmen bu denli çok ilaç kullandığımı ne ben ne de beni tanıyanlar hatırlıyor. Nazar var üzerimde diyorum, diyorlar; her yerime incik boncuk takıyorum uzak dursun diye ama biliyorum ki şeytan bir kere benimle.. Kaçışım yok..

Halbuki bu gece festival açılışına davetliydim, yalan dolan oldu..

İnsanların biletini aldığı her hangi bir etkinliğe katılmıyor oluşları oldum olası rahatsız etmiştir,nedeni her ne olursa olsun. Niye alıyorsun kardeşim o zaman; o aktiviteyi izlemek, dinlemek isteyen, sanatçılar için ölüp biten amma velakin senin gibi önceden davranıp alamayanlara yazık değil mi, hmm? Bunu ben de yaptım bu sefer, ayıp ettim sanırım, ama değdi, yine olsa yine yapardım..

Dün şunu kafamda netleştirdim, insanları özlemek diye bir olay söz konusu değil, insan bir başka insanı değil, o insanın kendisine hissettirdiklerini özlüyor ya da ben öyle olduğu kanısındayım… İnsanları gerçekten canlı kanlı bir varlık olarak düşündüğümde özleme güdümü çalıştıramadığımı farkettim, ya durum gerçekten böyle ya da ben dünyayı yeniden keşfettiğimi düşünüp garip bir halet-i ruhiye içerisine girmek üzereyim. Özlemek ancak, insanları özdeşleştirdiğim, o insanlara atfettiğim, o insanlarla yaşadığım, paylaştığım, geçirdiğim günlerle, olaylarla, değerlerle, nesnelerle bağlantılı. Mevzuyu açayım, x kişisiyle uzun zamandır görüşmüyorumdur, aklıma gelmiyordur da, ama bir anda, zamanında onunla özdeşleştirdiğim bir mekana adım attığımda, onun kendisinden ziyade, onunla o zaman geçirmiş olduğum vakti ve bana hissettirdiklerini özlüyorum. Bu kesinlikle kişinin kendisi olamıyor, çok acı.. Ya da, bir nesne diyelim. O nesneyle özdeşleştirdiğim şahsı değil o nesne üzerinden yaşananları, arada geçen diyaloglarI ve o an hissettiklerimi özlüyorum, yine o kişiyi değil.. Bir nesne olarak insanı alamıyorum, birşey ifade etmiyorlar, etmiyorsunuz, üzgünüm.. Ya da değilim, belki de herkes benim gibi, düşünmek gerek.. Ne kişinin konuşması, ne vücudu, ne de mimikleri esas özlediğim, bütün onların bendeki yansıması; benim zihnimdeki, benim bedenimdeki… Dün gece içe sıça geçen günleri yadettik, bir yaş daha bitti, bir yıl daha geçti, ve biz çok güldük, gözlerimizden yaşlar gele gele.. Özledim..


Bir gemideyim sanırım, deniz ya da okyanusta bilemiyorum.. Babam yanımda, yanı başımda. Birşeyler anlatıyor, dinlemiyorum, ilgimi çekmiyor.. O susmuyor, bıkmadan, usanmadan anlatıyor, hep öyledir zaten.. Yavaş yavaş suyu hissediyorum bedenimde, batıyoruz diyorum, babama bakıyorum, yok, gitmiş. Yalnız kaldığımı görüyorum, uçmaya* başlıyorum. Havalanıyorum, süzülüyorum gökyüzünde, Peter Pan’deki Wendy gibi hissediyorum… Geminin batışına tepeden bakıyorum. İçim huzur doluyor ve uyanıyorum..

*Rüyada uçtuğunu görmek; bir yolculuğa çıkacağınıza yada mevki olarak yükseleceğinize işarettir.

Mutluyum ama endişeliyim de..