Mart 2007


Acımasızlığın bokunu çıkardığım bir gece.. Ruhsuz tepkisizim, duvar misali.. Halbuki duvarlar da konuşur derler, bu gece değil.. Nerede o her daim hazır ve nazır “Bayan Empati”, hmm? Göremiyorum.. Kalpsizliğimin nedenini bildiğim, hem de çok iyi bildiğim bir gece; kendimden nefret ettiklerimden..

Kondratief A’nın doruk noktasını görür gibiyim, düşüş zamanı yaklaşıyor.. Bile bile..

Geleneksel kuramları paylaşsak aramızda ben realizmi sen idealizmi seçerdin nihayetinde. Halbuki ben biliyorum senin realizmin temel varsayımlarına olan bağlılığını, ama hayata bakışının idealist perspektife daha uygun olduğunu. Ben aslında tam da davranışsalcılar kadar kantitatif incelemelerin insanıyım, ince eleyip sık dokuyup çözüme ulaşmaya çalışıyorum ama biliyorum ki çoğu zaman saçmalıyorum. Sense bilişsel yaklaşımın mantıklılığını aşılamaya çalışıyorsun bana, benim rasyonel insanın varlığına ilişkin inancımı yıkmak istercesine. Kırmıyorum seni, kanıyormuş gibi yapıyorum.. Bağımlılık teorisinin aramızda karşılıklı bağımlılığa dönüşünü dün gibi hatırlıyorum. Seni kullanıyormuşum gibi hissediyorum dediğinde verdiğim cevabı hatırlıyorsun, di mi? Kimin kimi neden kullandığının analizini de yapmıştık. Değişen düzenimiz içinde tek bir doğru, bizim için tek bir gelecek olması gerekmediğine dair yaptığımız post modern içerikli sohbetler de kulağımda çınlıyor. Uzlaşıyoruz değişimin sürekliliği konusunda. Korkuyorum sonrasında.. Ben konuşurken beni dinlemediğini, umursamadığını anlıyorum.. Halbuki ben seni hep dinlemiyor muyum ?

Kime diyorum !!


Ne yapmam gerektiğini biliyor muyum?

-Hem de çok iyi!

Peki ne yapmamam gerektiğinin farkında mıyım?

-Kesinlikle!

Neden yapmam gerekeni yapmayıp, yapmamam gerekeni yapmakta direttiğimin açıklamasını yapabiliyor muyum, hmm?

-Evet tabi ki!

Bu bilmişliğin, bu göt kalkıklığının, bu kendini bir bok sanmanın kaynağının ne olduğu konusunda herhangi bir fikrim var mı?

-Elbette var!

Bu işin sonunu nereye vardıracağımın hesabını yapabiliyor muyum?

-Gayet iyi yapabiliyorum!

O halde ne bok yiyorsam yiyorum..

saatimin tik tak sesinin beni çileden çıkarabileceğini ancak uykusuzluk çektiğim iki gecede anlayabildim. bir yandan burun tıkanıklığının verdiği nefes darlığı, bir yandan öksürük, bir yandan üst komşunun yeni doğan bebeğinin gecelere meydan okuyan bol desibelli isyanı, o isyanı bastırmaya çalışan ana-babanın aile-içi, duvalar-ötesi, gecenin-yarısı münakaşası ve kol saatimin durdurak bilmeyen tiktakları… zamanın durmasından çok söz edilir oldu binbir vesile ile son dönemde. son iki gece boyunca dursun istedim, geçmişin aksine, olmadı, yine aktı ve ben yine eve döndüm. asla “benim”seyemeceğimi düşündüğüm bu eve.

bir dahaki firarımın en kısa zamanda gerçekleşebilme ihtimaline kaldırıyorum kupamı, theraflu eşliğindeki içi çay dolu kupamı..

bir daha grip aşısı olanın..


Beni diken üstünde tutan konuların sonuçlarının, daha önce tam da olabileceğini düşündüğüm biçimde gerçekleşiyor olması canımı iyiden iyiye sıkar oldu. Haklı çıkmaktan harap ve bitap düştüm. Tarihin tekerrürden ibaret oluşu varsayımını yerle bir etme çabalarım her seferinde boşa çıktı.
Yok mu beni şaşırtacak birşeyler ya da birileri? Ya da beni haksız çıkaracak; bak bu kez fena yanıldın diyecek ?..Yok mu gerçekten ?
“Hayat” denen bu oyun hep böyle devam edecek ve “ebe”
hep“ben” olacaksam, mızıkçılık yapma hakkımı kullanmak istiyorum..
Mümkünse..
Anne neredesin, seni özledim..

Bizim okulun Kadın Çalışmaları’ndan Ayten Alkan’ın Bianet’teki yazısını lütfen okuyunuz, ben dahil çevremdeki bir çok kadının zihnindeki “kadın kadının kurdudur” biçimindeki tahayyülü nasıl da yanlışlamış.

Neyi kutluyorsunuz yahu?

Hem kamusal hem de özel alanın hemen hemen her boyutunda maruz kaldığımız ayrımcılığı mı?
Şiddeti mi, cinayetleri mi, intiharları mı ?
Emeğimizi mi?
Verdiğimiz onca mücadele ardından hala bir arpa boyu yol katedememiş olduğumuzu görmemizi mi?
Hmm, neyi kutluyorsunuz?

Üniversite okumuş, ekonomik bağımsızlığını kazanmış olduğu halde psikolojik şiddete maruz kalan ve bunu dillendiremeyen bizleri mi kutluyorsunuz?
Siyasette, iş yaşamında vs. varolma mücadelesi verirken hala patriarkal düzenin özneleri ve nesneleriyle muhattap olmak zorunda oluşumuzu mu, daha az parayla daha çok iş yapmamızı mı, hmm ? Neyi kutladığınızı sanıyorsunuz?

En doğal haklardan olan sevişme, cinsel haz duyma hakkını kullanıp, bekaretini kaybeden, bundan bireysel bazda rahatsız olmadığı halde toplum baskısı sebebiyle durumu ailesinden, çevresinden saklamak zorunda kalan bizleri mi kutluyorsunuz?

Kendi başımıza bir bok beceremeyip, Batı’dan duyduğumuz gördüğümüz şeyleri bizde uygulamaya çalışma çabalarımızı mı kutluyorsunuz ? Yeni bir şey üretemememizi mi, kendimizi yenileyemememizi mi kutluyorsunuz?

Eylemlerde sesimizi duyurmaya çalışırken sağımızdan solumuzdan geçen polislerin, esnafın, delikanlının “a.ına k.mun karıları” laflarını hala duyabildiğimiz için mi kutluyorsunuz?

Neden düşünmüyorsunuz, neden anlamıyorsunuz?
Canımız yanıyor, kanıyor.. Siz hala kutluyorsunuz …

Ne kutlu ne de mutluyuz, görmüyorsunuz..


Hep ansızın çık olur mu ortaya!
Hep beklenmedik zamanlarda sesini duyur!

Hep en istenmedik zamanda gir aklıma lütfen!
Hep en hazırlıksız anımda ağlat beni!
Ve..
Hep en beklediğim anda kaç benden olur mu!

Hep en istediğim anda beni unut!
Hep en hazır olduğumda vazgeç benden!
Ve..
Hep “benim” dediğim anda “başkasının” ol !

Ne demiş Asaf:

Bir insan olsun
Olsun da burada
Bir insan olsun
Orada

Nerede olursa olsun
Bir insan
Gitse olsun, kalsa olsun
Giderse olan, gitmezse duran

Aranır bir insan bir insanı
Arar bir insan bir insanı

Söylenemeyor çok şey
Susmadan..

iletişim bence görüldüğünden de zor, hala çok zor. herkes kendi dünyasını, kendi dilini yaratır ve insanların kelimelere yükledikleri anlamlar farklıdır. örneğin ben mavi dediğimde, siz benim mavimden başka birşey anlıyorsunuz belki de. aynı şey hakkında konuştuğumuzu sanıp, aslında çok başka yerlerde olduğumuz durumlarda iletişim zorlaşır.










hatta ne kadar entelektüelseniz, jargonunuzun karmaşıklaşmasından dolayı, iletişiminiz de o kadar güçleşir. o yüzden ben kelimeleri tehlikeli bulurum ve onlara güvenmem. kelimeler dolaylı yollara sokar sizi, kaybolabilisiniz aralarında… iki insanın arasındaki en doğrudan iletişim yolu bence seks ve müziktir. çünkü seks daha doğru bir dili konuşur. ten yalan söylemez..

haneke’den inciler.. katılmamak elde değil..