Ocak 2007


zaaflar önündeki demir perde kalkınca, korkuları çevreleyen o sis bulutu dağılınca, ve insan çırılçıplak kalınca, ne denir ki ?

bundan sonra pazar banyo ütü ödev yapma günüdür, pazartesi nedense hep abuk subuk sendromlar yaşatır vb. önermelerle çıkılmasın karşıma, yanlışlarım !
Korkutucu bir kısır döngü. Yine sanat, ha sinema ha heykel ha resim.. Yine perküsyon. Yine 0, yine eksi …
Çıkılmıyor içinden, kaçılmıyor. Sıkışmak bu denli mi acı veriyor ?
Bilemedim..
Bu hafta sonu Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası Vicdani Ret Konferansı düzenlendi. Yerli yabancı, aktivist, akademisyen, düşünür, dernek başkanı, öğrenci vs. bir çok kesimden insan vicdani reddin hukuki, cinsi, insani ve siyasi boyutu üzerine dil döktü:
insan hakkı olup olmadığına ilişkin boyutunu; uluslararası, avrupa’daki, türkiye
‘deki hukuki boyutunu, konunun sadece askerliğe alınma konusuyla sınırlandırılmaması gerektiği, kadınların vicdani redde yaklaşımı, konuya ilişkin tutum ve eylemlerinin içeriğinin boyutunun ne olabileceği; gay, lezbiyen, biseksüel, transeksüel ya da travesti olmanın total redde ve askerlik müessesini reddetme manasında vicdani redde etkisi ve daha bir çok konu üzerine konuşmalar ve tartışmalar yürütüldü. bol bol yenildi içildi. benim gibi hayatı iki arada bir derede kalmış, aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık olacak bir yaşam biçimine sahip biri için oldukça enteresan ve etkileyici bir deneyimdi. öğrendiklerim ve tanıştıklarım yanıma kar kalır, umarım..
babamın tavrı ise her zamanki gibi enfesti, hastayım kendisine..
ayrıca osman can’ı büyük bir sabırsızlık ve heyecanla bekleyen bendeniz, karşımda orta yaş ve üstü ak saçlı göbekli bir şahıs beklerken, bir gün önce tüm gün yanyana oturup; “hayır emir eri var hala biliyorum!”, “hayır yok, yani resmi olarak yok”, “aaa var diyorum yahu biliyorum”, “e ben de biliyorum yok!” şeklinde didiştiğim genç şahsın o sabırsızlıkla beklediğim insanın ta kendisi olduğunu görünce oldukça rezil hissetsem de, kendisinin hiçbir şekilde durumu bozuntuya vermeyip, kimliğini de açıklama gereksinimi duymamış olması ayrıca mutluluk vermiştir. ah ne güzel iki gündü yahu…
Ne sulugöz bir insan haline geldim. Daha dimdik daha ayakları yere basan biri olacağıma daha az konuşup daha çok ağlayıp sızlamayı tercih edeceğim, hmm ? Hayır.
Birilerine, özellikle gençlere, çevresine daha fazla duyarlı gençlere, tarihini daha çok sorgulayan gençlere, birşeylere körü körüne bağlanmayı reddeden gençlere, sorgulamayı, hemen inanmamayı öncelik yapan gençlere ihtiyacı var bu ülkenin. Belki geç kaldık ama geç olsun dert değil, güç de olacaktır o da dert değil, yeter ki birşeyler olsun. Artık…
Çar’ın şehri olamamış ama benim olsun, olur mu?

Her devlet cidden terörist midir?

Dank ediyor birşeyler artık, ne yazık ki Dink’in ölümü ardından…

Herkes sinirlenebilir, oldukça kolay bir eylem. Amma velakin, doğru kişiye, doğru şiddette, doğru zamanda, doğru bir amaç için ve doğru bir şekilde sinirlenmek, hmm işte bu oldukça zor…

Kim demişse ağzına sağlık..

akköprü’deki migros’ta dünya popülasyonunun artışını gösteren zamazingonun tersi yapılsın istiyorum, sürekli ölenlerin sayısal olarak gösterildiği bir başka zamazingo. bu aralar ölüm konusu kafamı çok kurcalıyor zaten. ölmekten değil de acı çekerek birşeylere, birilerine bağlı olarak ölmekten korkuyorum. geçenlerde, e ne olacak ha 90 yıl yaşamışsın ne zaman öleceğini bilmeden, her an ölme riski altında, ha 6 ay ömrün kaldı demişler o süre kadar yaşamışsın, dedi. aradaki farkı anlatabilmeyi isterdim, beceremedim. zaten neden zihnimden geçenleri onunla paylaşamadığımı da bilemiyorum. rahat değilim bir kere; utanıyorum, çekiniyorum, korkuyorum ondan. tıpkı bundan 4 sene önceki günler gibi ama bunu da anlatamıyorum, gerek de yok zaten, yeterince karışık bir halde ortalık, daha fazla bulandırmak yerine geri çekilmek onun için daha iyiymiş gibi. benim içinse, “ben”im içinse, ne önemi var, ne de olsa atlatırım..

melik annanesini kaybetmiş, kendi annanemin ölümündeki gibi bir his kapladı içimi, üzüntüyle gelen sevinç, acı çekmenin son bulmasının verdiği bir sevinç bu, kimbilir şimdi nerede ne yapıyorlar..

az önce “he got game”i izledim, denzel washington’ı oldum olası beğenmişimdir, fikrim değişmedi.

Hayatın seçimlerle şekillendiği önermesini peşinen kabul ediyorum.Tamam seçim yapmalıyım ama bu seçim yapmam gereken birbirinden bağımsız değişken neden aynı zamansal süzgeç içinde karşıma çıkmak zorunda? Bir tek seçim yapmak zaten yaşamın seyri adına önemli bir adımken, birden fazlasıyla aynı anda karşılaşmak kafa karışıklığı, mide bulantısı, baş dönmesi, kalp çarpıntısı yapıyor. Lütfen teker teker çıkın karşıma erkekseniz diyorum ama cinsiyetçilik yapmakla suçlanıyorum. Halbuki ne alaka!

Bu arada sınav dönemine ilişkin tezim hala geçerli, bir kere başladı mı sınavlar bir bakmışsınız bitmişler, göz açıp kapama arasında olup bitiyorlar, kontrol edemiyorum…

Otobüs durağında kuyrukta beklerken yoldan geçen insanlar neden ben ve önümdeki şahsın arasından geçmeye çalışıyor? Aynı şey alışveriş merkezlerinde, okul kantininde, metro kartı kuyruğunda vs. neden benim başıma geliyor ? Hayır anlayamadığım bir çekim kuvvetim mi var, yoksa alnımda “Buyrun burdan geçin !” mi yazıyor? Hayır yazıyorsa biri söylesin lütfen, rahatsız oluyorum…

I’ve had so many lives since I was a child. And I realise how many times I’ve died. I’m not that kind of girl, sometimes I feel shy, I think I can fly closer to the sky.
No ones telling you how to live your life but it’s a setup until you’re fed up. This world is not so kind. People trap your mind. It’s so hard to find someone to admire.I… I sleep much better at night, I feel closer to the light. Now I’m gonna try to improve my life. It’s no good when you’re misunderstood. But why should I care, what the world thinks of me ? Won’t let a stranger give me a social disease ! Nobody, nobody knows me, like you know me..

Madonna’yı sevdiğimi bilmeyen kalmadı, di mi?

Sonraki Sayfa »