uzun zamandır yazmıyormuşum meğersem. asaf’ın mutsuz insanın yazı yazmaya olan meyline ilişkin fikrinden yola çıkarak mutlululuğumdan yazmıyor değilim diyemiyorum ama aynı zamanda mutsuzum da diyemiyorum. uzun zamandır olduğu gibi iç güveysinden hallice..nedir benim bir bir öyle bir böyle halim anlam veremiyorum! çamur’dan gelsin, “halim öyle” !
düşünüyorum da, ben hiç “yap hep ya hiç”, “ya sev ya terket”, “ya ben ya o”, “ya istiklal ya ölüm” tarzında bir insan olmadım ya da olamadım… fırsat maliyeti kavramını fazla ciddiye alışımdan olsa gerek, bir konuda seçim yaparken geride kalanlarda aklımın kalmasını önleyemiyorum. kahve mi içsem, meyveli çay mı, ama sahlep daha iyi gibi, en iyisi çay alayım ben.. veyahut; artunçla konsere mi gitsem, berkcanla sinemaya mı, hmm en iyisi cankanla yemeğe çıkayım, ama ya doğakan ! ya da, şu kitaba başladım ama sanki öbürünü elime alsam daha iyi, aslında okumam gereken başka bir sürü şey var, aa şuna ne demeli vs..
bu kararsızlığım, dengesizliğim, bir öyle bir böyleliğim şu hayatta gerçekten önemsediğim bir elin parmaklarını geçmeyen insanlardan bir kısmının bana olan güvenini sekteye uğratıyor. bu beni fazlasıyla rahatsız ediyor, istemiyorum.. artık büyümüş olmam gerekmiyor muydu? yanımdaki az ve öz şeyle de huzuru bulabilmeliyim. başka şeye, başka kimseye, başka şehre vs. ihtiyacım yok diyebilmeiyim. beni mutlu eden işte bu, başka şey değil; işte sensin, başkası değil; işte burası, başka yer değil, diyebilmeliyim. ve bunları derken bunu gerçekten istemeli ve hissetmeliyim.
bu arada yeni yıl denen nane yine yeni yeniden geldi. hayatımın en kabus dolu günleri (nedense!!) hep bu güne denk geldiği için evden çıkmamayı bile düşünmekteyim bu sene. hem zaten baktım takvime, pazar gününe geliyormuş, pazar günü yeni yıl mı kutlanır; o gün banyo günüdür, çamaşır günüdür, ütü günüdür, erken yatma günüdür, otursun herkes evinde! entrikalarla dolu geçen bir sene sonunda elde var eksi on yüz bin milyon baloncuk olduğunu bilmek oldukça üzücü . ama telaşa mahal yok!
benim hala umudum var !