Kasım 2006


uzun bir aradan sonra (yaklaşık bir ay)beyaz perde yeniden tam karşımda , özlemişim.. kader oynuyor -zekinin (“-hangi zeki, -demirkubuz ” diyaloğu geliyor aklıma, yine üzülüyorum, neyse)-, ya da oynanıyor demeliyim.. her zaman kendi kendime söylenip uygulamadığım bir husus yeniden rahatsız ediyor beni; bir filmi izlemeden önce mümkünse hakkında yazılan çizilenleri konuşulanları elden gözden koldan bacaktan geçirmemeliyim. zira çoğu zaman olumlu ya da olumsuz bir biçimde etkileniyorum-doğallayın-, önyargı oranım kendini daha fazla hissettirir oluyor. her neyse , kader bir demirkubuz filmi, “şahsen” sevmemekle beraber sanaten çok sevdiğim bir zat kendisi..ama vildanı yakıştıramadım ben bu filme, neden beğenmedim ki bu seçimini zeki beyciğimin, henüz bilmiyorum, düşüneyim biraz daha..

garip bi gündü aslında; üzüntü , karamsarlık dolu bir gün; 15 kişilik olması gerekirken maksimum 4-5 kişinin geleceğini bile bile katıldığım yemekli toplantıyla başlayıp,içi karamsarlıkla kaplayan bir film üstüne, melankolik şarkıların ardı ardına geldiği pinhani konseriyle biten.. bariz bilerek yapıyorum, kendime acı çektirmek hoşuma mı gider oldu ne son dönemde.. bişeyleri, birilerini anlamaya çalışıyorum, tek yaptığım bu.. hiçbirşeyden haberi olmasa dahi..

istanbula kaçma zamanım gelmiş benim.. ama ondan önce cuma odtüye bir uğrayayım, “burhan” için.. (öçal olan)

hmm uzun zamandır hem yurdumuz hem de dünya yazılı görsel basınının baş köşesinden inmeyen papa ziyareti bugün ankara sakinleri olarak hepimizin içine, eskişehir yolu tarafında işi okulu evi olanların ise iliklerine işledi resmen. kardeşim ankaranın en can alıcı yolları mı kapatılır ! misal, kardeşim eve gelemedi bugün odtüden, eve gelmeye kalksa sabah olurdu sanırsam! bense, metro sonrası otobüs seyahatim için kuyrukta önümde 300 kişi beklerken 301. kişi olmayı yediremedim kendime! üzüldüm, sıkıldım, bunaldım !

elin doğum kontrol yöntemlerine, kürtaja sıcak bakmayan -müslümanlara ilişkin gafı ve tr’nin ab üyeliğine ilişkin görüşleri beni diğer konular kadar rahatsız etmiyor açıkçası- adamı -”adam” kelimesine alınmasın katolikler, hani “adam”, “adem”, “aden” hesabı- şehrime gelecek, benim işimin gücümün olduğu yolları işgal edecek, günün yorgunluğu sonrası sıcak yuvama ulaşma girişimimi sabote edecek, ben de sessiz kalacağım ! olmaz !

ayrıca -papayla uzaktan yakından alakası olmasa da -bir dahakine daha önceden yakından tanımış olduğum biriyle aynı ismi taşıyan bir başkasını hayatıma dahil etmeden önce iki kere yok yok en az üç kere daha düşüneceğim. aynı isme sahip olan insanların tavırları da bir örnek olabilir mi, var mıdır isimle davranış kalıpları arası bir ilişki acaba ?

vee o zaman the buzzcocks’dan gelsin şarkımız, “ever fallen in love“.. ama nouvelle vague yorumuyla olsun ,olur mu !

Bir şeyin bir an önce olmasını isteyip olduramadığınız zamanlarda içinizi kaplayan o tarif edilemez rahatsızlık hissinin ortadan kalmasını sağlayabilmek için harcayacağınız enerjiyi o olmasını istediğiniz şeyin-ki o her kim veyahut her ne ise- gerçekleşmesini sağlamak için harcıyor olsanız gidişatın nasıl olacağını tahayyül ederken geçen zamanın aslında sizin umduğunuzdan ne kadar da fazla olduğunun idrakı ile herşey için aslında artık ne kadar da geç olduğunu düşünmenizin bir an tıkanıp bir başka anda şırıl şırıl akan -bu anlar arası zamansal farkı minimize edip ceteris paribus yapalım- burnunuzun yarattığı huzursuzluk halet-i ruhiyesi ile tepkimeye girmesi sizin varoluşunuz açısından elzem bir nitelik taşımakta. siz bildiğinizi okumaya devam edin, e mi !

atı alan üsküdar’ı geçmiş, hangi arada olduysa artık..

meksika’ya gelin gidip cabo san lucas’a yerleşip evimin kadını mı olsam diye düşünmekteyim..yapabilir miyim ki ?

aldanmak -aldatmak ..

alt tarafı bir harf değil mi farklı olan? işte o cin harfli oyunun bünyede yarattığı, hissettirdikleri o harf farkıyla yeni kelime türetmenin verdiği hisle kıyaslanmayacak biçimde farklı.

fiilleri ortaça (sıfat fiil) çevirelim: aldanan-aldatan.

şimdi ikisini de ayrı ayrı cümle içinde kullanın içinizden. ne farkediliyor ? birinin cümlede özne olması otomatik olarak bir diğerini gizli ya da açık nesne yapıveriyor, ve vice versa tabi..

evet enteresan..yani neymiş, birinin varlığı diğerinin varlığını da otomatik olarak kabullenmemize neden oluyormuş.( aksi fikirlere her daim açığım,zira anlamaya çalışıyorum..)

yalnız bugün şunu gördüm ki aynı düzlemde bir şahıs bu ortaçların ikisini birden içerisinde barındırabiliyormuş… telaşa mahal yok ! ama dikkat şart !

ben herşeyin zamanı olduğuna inanmaya çalışıyorum, bunun da gelecek, onun da..
inanmak demişken,şu nüfus cüzdanlarındaki din hanesini artık kendimiz düzenleyebiliyormuşuz, çok şükürmü demeliyim, herşey daha kötü olacak mı, bilemedim..

This place has given me nothing at all, that’s why it’s fine for me to leave now. This city is full of sunshine, but it is so damn cold. I want to leave now, leave now.. I wanna go to a place more earthy, I wanna smell the mess, I wanna feel the dirt around me, so I won’t have to listen to their lies … Give me the little pills you told me about, so I could see colour arising. Let me become something else,be a tree or weed or flower maybe..
I don’t see the point in love no more, it never works out it hurts too much. Lover, don’t be angry, coz if u like faith in me,you ll understand already..

No regrets,

I m ready to go..

I m ready, ready to go …

annemi neden seviyor olabilirim?

-gökşeen, bu dolabın hali ne?
-nesi var ?
-dingonun ahırı gibi ! hemen düzenliyosun kıyafetlerini !
-hmm, olur..

-gökşeen !
-efendim annecim?
- bu takıların hali ne?
-noldu ?
-yarın böyle dağınık görmek istemiyorum! ben böyle mi bırakmıştım?
-annecim o beş ay önceydi
-bak bi de cevap veriyor!
-hmm, tamam tamam, halledicem..

-gökşeen !
-yine ne var annecim!!
-cd’lerini kaldır salondan, üzerlerine basıcam bak birazdan, ağlarsın sonra! ayrıca şu dergilerini de topla bakıyım!
-annecim tamam yapıcam, bi yarın olsun söz..

ve bu böyle gider…

ertesi gün bir bakılır ki, dolap düzenlenmiş, cd ler dergiler toparlanmış, tasnif edilmiş, takılar teker teker dizilmiş, kutulara yerleştirilmiş, oda süpürülmüş silinmiş…

annemi seviyorum yahu, valla…

bu arada son dönemki huysuzluğumun acısını saçlarımdan ve bu blogdan çıkarır oldum, umarım kendime geleceğim yakın bir zamanda. template e de bir süre dokunmasam hiç fena olmaz..neymiş; “my light will shine when all else fades”miş..

Mister UnhappyMister Always AngryMister Always SadMister DissatisfiedMister Always GrumpyMister always coolMister often cruel

You almost made me be like one of your sad fantasiesYou almost made me feel like I wasn't with you...

Mister SuperficialMister "I am so special"Mister "Something's wrong"Mister Unhappy and AngryMister Sad and DissatisfiedMister controlling and mind fuckingGrumpy and ComplexityMister cool, mister often cruelYou're so unhappy and lonelyAlways saying"something is wrong with me"Well, something is wrong with you, manbecause ever since it's over between you and II feel so... amazing!Mister Unhappy...Why didn't you let me be?

Susmak en büyük cezadır muhattaba verilen; karşılıklı susmaksa işkence, en derine inen..
Beklenir, biri başlasın ki devamı gelsin, dökülsün herşey, belki de son kez..
Ve en son sarılış , en son veda -bakışlarla-

Belki birgün ormanın ötesinde, kim bilir ?

let’s not fool ourselves in vain, this faraway trip will give us pain
we’ll have to be so strong to keep our love from going wrong
distance will make us cold, even put our love on hold
but soon we’ll meet again and soon it’ll be bright at noon again

you promised not to lose faith in our love when i’m away
you promised so much to me but now you’ve left me
we go by and then we lie all this time we wasted
time goes by and people lie and everything goes too fast.
time went by, and then we died, and everything went too fast.
everything went too fast…

yapmam gerekiyor, canım hiç istemese de, şartlanmışım bir kere, şartlandırılmışım; peki niye, ne için, kim için?
o olmasa yaşanmaz mı, bal gibi de yaşanır; ama daha farklı, belki daha kötü ya da kötü nedir ki daha iyi, peki ya iyi ?
dış mihraklar sonucu böyle bu, kanmak yok ! canla başla savaşmak var ! pes etmek yok ! üstüne üstüne yürümek var !
peki nereye kadar?

temizlik canavarı annemi kullanarak beni yenmeye çalışıyor, kahretsin ki anneme direnme gücüm yok, haftasonu geliyor.
elim mahkum , temizlik yapılacak, nokta

Yakın arkadaşların aynı şehirde olup da işten güçten birbirlerini göremiyor oluşlarıdır bana en çok koyan. Olmaz olsun öle iş güç, sinirliyim, nokta

Sonraki Sayfa »