Neden yazıyorum sorusunun cevabı basit:
Unutmayayım diye.. Bir nevi günah çıkarmak aslında. Dillendiremediğim, dillendirmeye korktuğum şeyleri yazarak haykırıyorum ya da öyle sanıyorum.
Duyulsun istiyor muyum ?
Senelerdir çözemedim.
Neden yazıyorum sorusunun cevabı basit:
Unutmayayım diye.. Bir nevi günah çıkarmak aslında. Dillendiremediğim, dillendirmeye korktuğum şeyleri yazarak haykırıyorum ya da öyle sanıyorum.
Duyulsun istiyor muyum ?
Senelerdir çözemedim.
Ölüleri içimizde yaşatmaya çalışmaktansa, yaşarken içimizde öldürdüklerimizi diriltmeye uğraşsak ?
Çok zor biliyorum..
Ama elimde değil, özlüyorum..
Sultanahmet’e yolum düştü bu sabah iş için. Sonra birlikte ilk gittiğimiz gün geldi aklıma.
Yorulup öylece kendimizi banka attığımız, kedilerin , ayaklarımızın fotoğraflarını çektiğimiz ve daha da önemlisi “biz” hakkında konuştuğumuz öğleden sonra..
O dönem beni ikna etmeye çalıştığını hatırlıyorum, “biz”in gerçekliğine, doğruluğuna ..
Bense korkuyordum, emin olamıyordum..
Sonuç belli.
Uzatmayacağım.
Ama sanırım canım en çok Sultan Ahmet Köftecisi’nin önünden geçerken acıdı ..
Annemin ölümü sırasında onca kargaşanın içindeyken bile sakinleştirici kullanmayan ben, iş hayatımın şu son döneminde yaşanan stres nedeniyle saçma sapan ilaçlara dadanarak, girdiğim yolun yol olmadığını gözler önüne serdim.
Hayır belki de bana göre değil bu kadar iş güç . Ne biliyim, bir kapasitem var demek ki, bu kadarını kaldıramıyorum.
Ya da asıl sıkıntı başkalarına güvenmiyor oluşumda. İlla ben yapıcam, kimseye bırakmıcam ya işleri, bırakırsam iyi birşey çıkmaz ya! Töbe töbe delirdim iyice… E saçmalarsın işte böyle o zaman.
Babamı bilen bilir, hırslı bir adamdır, beni de okul/iş güç mevzularında gaza getirmeye çalışmasıyla tanınır. Şu Londra maceramın da müsebbibidir aslında. Bana kalsa kıçımı kaldırmazdım.. Ama şu aralar içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyi görünce ilk kez bana acıdığını gördüm; “bırak kızım o zaman bu işleri, senin sağlığından değerli mi” dediğini duydum. Şaşırdım, sevindim..
E tabi başladım ağlamaya ..