2010 yılı itibariyle bilimum ortamda fallara, burçlara vs. bakılmış ve her ne hikmetse her yerde “2010 senin yılın” mesajı alınmıştı. Gelin görün ki yıldızlar, yılın ikinci ayı itibariyle sağ gösterip sol vurabileceklerini kanıtladılar. Astrolojiye inancım tam, muhtemelen eşeğimi önce kaybettirip sonra bulduracaklar, o da olur.

“Biz bu işin de üstesinden geliriz evelallah” diyebiliyorum şimdilik, ama ciddi ciddi inanarak.

Hallederiz yahu! Valla..

Telaşa mahal yok..

EC.’nin reyting teorisine hep inanmışımdır. Hayatım bu aralar çok durağan, bir atraksiyon yok diyordum ki başımıza gelen bu olayla yıkıldım…

Ailemizin reytingi bundan sonra asla eskisi gibi olmayacak…

Ne yazık ki):

“Hayat ne garip!”

Ömrünüz boyunca en az ama gerçek manasıyla en az bir kez kurduğunuz bir cümle olsa gerek. İşler yolunda gitmeyince, misal en yakınınızdan kazık yediğinizde, istediğiniz iş yerine hayatın sizi sürüklediği işi yaptığınızda, yakınlarınız aniden bu diyardan göçüp gittiğinde ya da teknoloji sizin adaptasyon hızınızı katlayarak ilerlerken hayatı anlamlandırmakta zorlandığınızda..

Hergün olan bitenleri hayretle izliyorum…Kah karamsar kah umut dolu oluyorum ama hayatı hep garip buluyorum.

Bir de yakından tanımadığım bazı insanların hayatlarını o kadar çok kıskanıyorum ki…

Uzun zaman oldu yazmayalı.  İş için sürekli bir şeyler yazıp çizdiğimden olsa gerek, akşamları koltuğa boylu boyunca uzanıp elimden düşen kumandanın çıkardığı sesle irkilmeyi yeğliyorum. Sıkıcı olduğunu sanmayın hayatımın, aksine!

Bir kepçe tantana, bir çimdik karmaşa, bir tepeleme yemek kaşığı komedia.

Bir çay bardağı endişe, bir çay kaşığı telaşe…

****

20oo geldiğinde 16 olacaktım, 2010 ne ara çaldı kapıyı? Bilemedim.

*****

Bu yıl gerçekten bir şeyler istiyorum.

Misal:

Bu yıl, dinlerken beni kendimden geçiren ve kimsenin duymadığı yeni yeni müzisyenler keşfedeyim istiyorum. Sonra bütün bunlar İstanbul’da konser versin istiyorum. Bu da yetmez, param olsun (ya da davetiyem) da kaçırmayayım istiyorum.

Bu yıl tam bir buçuk senedir hayatımdan uzak duran mucize perilerinden biri yamacıma gelsin istiyorum.

Bu yıl bıkmadan usanmadan loto oynayabileyim istiyorum. Ümidimi kaybetmeyeyim istiyorum.

Bu yıl tüm paramı elektronik alet edevatlara değil de yurtdışında görmek istediğim mekanlara seyahat için harcayayım istiyorum.

Ailemi daha sık göreyim istiyorum.

Sevdiğim adama daha az sinir olayım istiyorum.

İşimi daha çok sevebileyim istiyorum.

Haftada en az bir kez E.C’yi görebileyim istiyorum.

2009′umun büyük keşfi E.A’yla daha süper işler yapabilelim istiyorum.

****

Sağlık olsun istiyorum..

***

Çok mu şey istiyorum?

Bugün Bilgi Üniversitesi’nden gençler geldi ofise, ziyaret maksatlı. AB master programından çoğu yabancı yaklaşık 20 kişi. Türkiye’de AB’yle ilgili çalışma yürüten kurumları gezerken bize de uğradılar. Ben de onlar için bizi tanıtan mini bir sunum hazırladım. Üstüne de soru bombardımanına tutuldum.Sunumu yaparken farkettim ki uzun zamandır kalabalık önünde ayakta birşeyler anlatmamışım. Garip geldi mi, hayır. Heyecanlandın mı, ona da hayır. Bir tek herkesi yolcu ettiğimde terlediğimi farkettim. Ama terlettiler cidden, iyi de oldu. Bazen kendime bile dillendiremediğim şeyleri patır patır döküverdim, AB’yle ilgili yani.

En güzel ansa, herkes çıkarken benim üniversitedeki halimi hatırlatan genç kadının, ne kadar memnun kaldığını, beni ne kadar beğendiğini, hatta genç bir kadın olarak kendi konumda bu kadar yetkin olduğum için gururlandığını söyledi. Sonradan öğrendim ki kendisi “gender” konusunda çalışıyormuş. Ne garip bir duygu böyle övülmek.

Tabi ki kalktı bir yerlerim…

Sahneye çıkıp süper şarkı söylemişim gibi, ahahha..

Ah şu bilinçaltımdaki şöhret olma isteği!

Bir oraya bir buraya
Ya da aşağı yukarı
Ne gerek vardı hatırlatmaya
Ben bildim-sen de öyle
O ortak ruhun lüzumu ne
Zaman aktı – Gözyaşından az – daha yavaş
Halbuki ben bildim-
Ve sen de öyle
Hatırlamanın lüzumu nerede !

İnsanların özü değişmez,

Elde var bir..

Ama ben değişiyorum, ne yapacağız?

Bence sen de değişiyorsun..

Değişmelisin de!

Bir kere “ben” sevdim,

“Sen” de!

Değişim “biz”de..

 

Akşam saatlerinde sokakta attığım her adımda sağıma soluma bakıp endişeyle yürüyorsam bu şehirde yaşamamalıyım diye düşünürüm. Çünkü şehir ne kadar kaotik olursa olsun insanı bir şekilde güvende hissettirebiliyorsa yaşanabilirdir.

Brüksel sırf bu yüzden ne kadar Avrupa’nın kalbi olarak nitelendirilse de benim gözümde yaşanabilir değildir. En azından şimdilik..

Bu gece -ya da dün gece- 5 euroluk girişi olan -normal şartlarda hayatta gitmeyeceğim- bir konser için sırf arkadaşlara ayıp olmasın diye 45 dakika kuyrukta bekledim. Dönüşte tek başıma taksiye bindim, üstüne bir baktım ki 20 euro çaldırmış  ya da düşürmüşüm..

Bütün buınlar benim için enteresan sinyaller..

“There’s a moment in life where you can’t recover any more from another break-up. And even if this person bugs you 60% of the time, you still can’t live without him. And even if he wakes you up every day by sneezing right in your face, well, “you love his sneezes more than anyone else’s kisses.””

Daha bu kadar büyümediğimi farkediyorum.. Bir insanla hayatı paylaşmak gerçekten zor. Hele de hayatı benim gibi “ben”ce, “bencil”ce, “kendi”nce yaşamayı seven, buna alışmış olan biri için.

Arada bir geliyorlar…

Sonra gidiyorlar…

Nasıl olacağını bildiğimi sandığım bir yoldayım. Son dönemde herşeyi biliyor olduğumun hatırlatılmasından mütevellit, korkuyorum..

Huzurumu bozacaksın diye korkuyorum, bu kadar alışmışken dinginliğe..

Reytingimiz artacak..

Peki değecek mi bunca zamana, bunca çabama ?

Yarından itibaren göreceğiz..

Garip…

Sonraki Sayfa »